Cep Telefonundan Kan Tahlili

Cep Telefonundan Kan Tahlili Yapmak

Kan tahlilleri, hastanelerde sıkça kullanılan bir yöntemdir. Doktorun koyduğu teşhisleri doğrulamak adına önemlidir.  Kimi insan bu işlemden huylanıyor ya da korkuyorken, kimi insan da seviyor.

Kan tahlili yapmada İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nde (İYTE) yeni bir yöntem geliştirildi. Bu yöntem bir cep telefonu yazılımıyla çalışıyor ve özel bir kağıda damlatılan kan ile hastalık tespiti yapılabiliyor.

İYTE Kimya Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Ümit Hakan Yıldız, kimya bölümü 2. sınıf öğrencisi Hakan Berk Aydın ve bilgisayar mühendisliği bölümü 3. sınıf öğrencisi Cihan Toklucu, bu yazılımı ”bioRGB” adlı proje kapsamında geliştirdi.

Özel olarak geliştirilmiş kağıda damlatılan kan, kağıttaki maddelerle çeşitli reaksiyonlara giriyor. Ancak oluşan renk değişimlerini gözle seçmek neredeyse imkansız. İşte burada geliştirilen yazılım devreye giriyor ve kağıdın fotoğrafı çekiliyor. Çekilen fotoğraftan sonra veriler grafik haline getiriliyor. Böylece oluşan değişimler grafik halinde önünüze geliyor. Bu yazılımla, normal kan tahlilinde hangi hastalıkları öğrenebiliyorsak aynı şekilde öğrenebiliyoruz. Hem de daha düşük maliyet ve daha kısa sürede bu işlem tamamlanıyor.

Grip, Hepatit B ve Hepatit C virüsleri, HIV virüsü ve kanser türleri bu uygulama ile tespit edilebilecek hastalıklar arasında.

İYTE Kimya Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Ümit Hakan Yıldız, testlerin yapay kanla yapılıp  başarı sağlandığını ve hastalığa neden olan etmenlerin yazılım sayesinde tespit edildiğini söyledi.

Önü açık bir proje olarak görünüyor. Şuanda projenin hazırlık aşamaları devam ediyor. Sağlık Bakanlığı’ndan da onay alınırsa hastanelerde uygulanmaya başlayacak.

Kaynak : 

http://www.aa.com.tr

www.ntv.com.tr

Taş Adam Olmak: Fop Hastalığı

Merhabalar, bugün sizlere çok ilginç bir hastalık olan Fop’tan bahsedeceğim.

Fibrodysplasia Ossificans Progressiva‘nın kısaltılmış hali olan FOP hastalığı bağ dokusunun progressif olarak kemiğe dönüşmesiyle oluşan hastalıktır. FOP hastalarında kaslar, tendon ve diğer bağdokusundan oluşan bölgeler kemiğe dönüşür.

Eski adı MOP(Myositis Ossificans Progressiva) olan hastalık 1970’de FOP adını almıştır. Çünkü kemiğe dönüşenin sadece kaslar değil, bağ dokusundan oluşan diğer bölgeler de olduğu anlaşılmıştır. Bu hastalığa sahip insanların vücudu tamamen kilitleniyor ve oturma veya ayakta durma pozisyonundan ayrılamıyorlar. Bu nedenle bu hastalığın görüldüğü insanlara taş
adam da denir.

Bu hastalığın sebebi 2. kromozomun uzun kolunun 23 ve 24. bölgelerinde bulunan genlerdeki bir mutasyondur.Böylece vücut tamir mekanizması zarar görür. Mutasyonun görüldüğü gen ACVR1 genidir. Bu hastalığın görüldüğü insanlarda basınç ve darbelerde kemikleşme artar. Bu yüzden bu hastalığa sahip olan insanlar ufak bir egzsersiz bile yapamazlar. Çünkü alacakları en ufak bir darbe o bölgede kemikleşme oluşmasına neden olur.Bu hastalığa sahip olan insanlar genelde çocuk sahibi olamazlar.

FOP hastalığıyla doğan çocuklar ise genelde dış görünüşte normal bir insan gibi doğuyorlar.Fakat bu çocukların ayak baş parmağı önemli bir bulgu olabiliyor. Çünkü bu parmak başka parmaklardan kısa olduğu için ve genelde bu parmağın iki küçük kemiği yani falankslar birbirine bağlı olduğu için bu parmak bükülemiyor. Çocukların sonraki dönemlerinde boyun,omuz ve sırtlarındaki bağdokukarı şişiyor ve bu dönemde bağ dokusu kemiğe dönüşüyor.Bu bölgelerden sonra diğer bölgelerde de kemik oluşumu başlıyor.

FOP hastalığı sadece iki milyonda kişide bir görünen bir hastalık.Yani dünyada 2500 kişide bu hastalık var ve şimdiye kadar kayıtlı sadece 363 FOP hastası var.Bu 363 kişiden dokuzu Türkiye’de yaşıyor.

Şu ana kadar sürekli kemik oluşumunu engelleyen bir ilaç bulunamamıştır. Umarız, bir gün siz bu hastalığa bir çare bulabilirsiniz. Sonraki yazıda görüşmek dileğiyle…

Melih Güler

Kaynaklar:
http://www.fopstichting.nl/turkce-fop-nedir.php
http://humanandscience1.blogspot.com.tr/2014/12/fob-hastalg-nedir.html

(N)euro(L)lingustic (P)rogramming Nedir?

(N)euro(L)ingustic(P)rogramming Nedir?

 

NLP’ye kısaca “Dilsel Beyin Programlama” diyebiliriz .

Görüldüğü üzere kullandığı aracı “dil” olan ve kitlelerin beyin ve bilinçaltını etkilemeye yönelik konuşma tarzıdır .

Önceki paylaştığım yazıda Temel Aksoy’un bahsettiği temel beyni etkilemenin en etkili yoludur.

(Okumadıysan öncelikle o yazıya göz atmanızı tavsiye ederim: https://bilimx.net/blog/2017/01/24/insan-beyni-nasil-etkilenir/ )

Bu konuşmalarda insanın aktif bilincine değil bilinçaltına ulaşmak asıl hedeftir. Bu şekilde oraya yerleştirilecek olan bir düşüncenin doğruluğu hakkında pek düşünülmez. Düşüncemiz o kişiler için artık yadırganamaz bir doğrudur .

Belli kalıplar kullanarak kitleye istediği şeyleri vaat etmek suretiyle düşünce empoze etmektir NLP. Siz bir işi yapacağınızı vaat edersiniz kişi de bunun doğruluğuna inanır. Sonrasında işi yapmayacaksınızdır fakat kitle bunu bilinçaltına attığı için yadırgamaz .
Bunu en çok devlet liderleri kullanılır ve bunu ‘Siyasal Hipnoz’ olarak adlandırırız. Onların mitinglerde veya geniş kitlelere hitap edecekleri konuşmalarda, metinleri bu konu hakkında uzman psikologlar tarafından hazırlanır.

Kalıplardan bahsetmiştik, nedir bu kalıplar dediğinizi duyar gibiyim. Birkaç örnek verelim. Mesela “daha” sadece bir kelime değil mi? Yalnızca 4 harften oluşuyor. Fakat ifade ettiği anlamın kişideki algısı çok kuvvetlidir.

“Daha” güçlü.  “Daha” iyi. Bu 4 harf, bizim bilinçaltımızda ilginç değişiklikler yaparak, politikanın amacına ulaşmasını sağlıyor.

NLP ‘ye başka bir misal daha verecek olursak, herkesin muhtemelen tanıdığı Adolf Hitler güzel bir örnek olacaktır. Hitler ve konuşmaları o kadar etkileyiciydi ki, milyonlarca Alman onu bir ulu önder olarak görmeye başladı. Ona Almanca’da “şef”, “yol gösterici”, “önder” ve “hakim” anlamlarına gelen “FÜHRER” lakabı verildi.

Ordusu Führer’e tam bağlı kişilerdi. SS subayları onun şekillendirdiği bir birlikti . Onlar hakkında şu cümle sarf edilmiştir:

“SS’lere insanların acı çekişi karşısında soğukkanlı kalmaları ve başka ırka nefret etmeleri öğretilirdi. En önemli erdemleri “Onurun sadakatindir!” ilkesinden sapmaksızın Führer’e kesin boyun eğme ve bağlılıktı.”

Son kısma bir daha bakalım. “Führer’e kesin boyun eğme ve bağlılıktı.”

“Onurun sadakatindir.” kavramı askerlerinin bilinçaltına iyice yerleştiren Führer, onlardan gelecek olan baş kaldırmalara karşı bir önlem almış oldu. Askerlerini onursuz olmakla tehdit etmiş oldu.

Farkındaysanız, bu kişiler daha çok Führer’in mitinglerine katılan ve onun konuşmalarını dinleyen kişilerdir. Fakat bilinçli kimseler, normalde bir şeyi ilk önce kendi mantık süzgecinden geçirip sonra bilinçaltına yönlendirir. Ama artık Führer ve halkı için o aşamaya dönmek için çok geçti ve azınlıkta olan kısımda ise ya imha edilir ya da bu düşüncelere inandırmaya çalışırlardı. Bu kişiler için artık Führer tarafından gelen cümleler için mantık süzgeci kapanmış hale gelip, direkt olarak bilinçaltına gönderilme işlemine dahil edilme sürecine girmiş bulunmaktaydı.

Ayrıca kalıplardan bahsetmiştik. “daha” kalıbını ele almıştım. Führer’in 2.Dünya Savaşı sürecine girdikleri dönemdeki bir yazısını inceledim ve bu yazıda tam 15 defa “daha” kelimesini zikrettiğini görmüştüm.

”Daha adilim/ daha garanti verdim/ Şimdi tek istediğimiz, her zorluktan ve tehlikeden daha kuvvetli olacak ortak bir irade oluşturmaktır. Eğer irademiz, bu zorluklar ve tehlikelerden daha kuvvetli olursa, gün gelir onları da yener…”

Yazımızın sonuna geldik. Bundan sonra “daha” bilinçli bir dinleyici ve konuşmacı olmanızı umut ediyorum. Ayrıca, konuyla ilgili olarak George Orwell’ın 1984 isimli ütopyasını okumanızı tavsiye ediyorum.

Sonraki yazılarda görüşmek üzere…

 

Milli Şeflikten Adım Adım Demokrasiye =2

Milli Şeflikten Adım Adım Demokrasiye =2

Bu yazı serisinin önceki bölümünü şuradan okuyabilirsiniz:”https://bilimx.net/blog/2017/02/22/milli-seflikten-adim-adim-demokrasiye/

Türkiye’de yeni dönem başlamıştı artık. ”Demokrat Parti ‘‘ adında kurulmuş olan , Celal Bayar gibi önemli bir ismin önderliğinde kurulan bu parti, acaba Türkiye ‘ye nefes aldırabilecek miydi? Ya da artık artan muhalefetin sesi olabilecek miydi? Ve acaba tek partiden sıkılmış olan halk bu yeni partinin kuruluşuna nasıl bir tepki verecekti ?

Ve 7 Ocak 1946’da DP, Sümer Sokak’ta Ankara Merkez Binası’nı açtılar. Binanın, Ankara’ nın en hareketli yerinde olması onların halk ile iç içe yaşamasını sağlıyordu. Çünkü o sokakta her kademeden insan vardı. Halk yeni kurulan bu partiye çok büyük bir destek vermişti. Öyle ki, ilk zamanlarda para sıkıntısı çeken DP’nin başkanına sorulan ”Parayı nereden bulacaksınız ? ” sorusuna verdiği cevap şu idi: ” 100 kişi 300-400 lira verse bize yeter. ” Bu açıklamadan sonra halk adeta bir akım başlattı ve yüzbinlerce insan yardımlarına koştu.

Ve bu arada parti içindeki başkan da 4’lünün arasında yapılan bir seçimle seçilmişti. Oyların üçünü Bayar alırken Bayar’ın kime oy verdiği hiçbir zaman açıklanmadı. Bu tarafta bunlar yaşanırken diğer tarafta ise CHP 2. kurultayını yapmış, İnönü tekrardan başkanlığa getirilmiş ve süresiz başkanlığı iptal edilmişti. Her şey güzel giderken, seçimlerin DP kurulduktan 4 ay sonraya alınması adeta bir bomba etkisi yarattı ve DP karıştı. Çünkü yenilgi kaçınılmazdı. Teşkilatlar tamamlanmamış, hatta milletvekili adayları dahi belirlenmemişti.Bu olaya tepki olarak DP, mayıstaki yerel seçimleri boykot etme kararı almıştı.Bu boykot DP’nin potansiyel oyunun ne kadar yüksek olduğunu kanıtlar nitelikteydi.

Ankara’da soğuk rüzgarlar esiyordu. Çok partili sistem adeta can çekişiyordu. Muhalefetin eleştirileri bazen dozunu çok aşıyordu, ancak İnönü ‘nün istediği zaman kapattırabileceği bir parti olduklarını bilen Bayar, muhalefet edenleri sert bir şekilde uyarıyordu. DP’nin dikkat çeken milletvekili adaylarından biri ise Fevzi Çakmak’tı. Genelkurmay başkanlığından alınmıştı ve bu yüzden İsmet Paşa’ya gerçekten kırgındı. CHP’nin birçok teklifine hayır diyen bu isim DP’nin ilk teklifini de kabul etti.

Bir yandan devam eden seçim propagandaları gerçekten zor şartlar altında yapılıyordu. Mesela bir seferinde Bayar’ın geçtiği yolun üzerine Türk bayrağı serilmişti. Bayar oradan geçmedi ve ”Bunu yapanlar utansın!” diyerek yolundan geri döndü. Takip ediliyorlar ve yolları bir şekilde kapatılıyordu.

Ve büyük gün gelmişti. 21 Temmuz 1946′da seçim yapılıyordu.  Seçimler tam anlamıyla bir utanç kaynağı şeklinde geçiyordu. “Açık oy gizli sayım” ayrı bir mantıksızlıktı. Jandarmalar seçimlerin yapıldığı yerlerde bekliyorlar ve halka baskı kuruyorlardı.

”Atatürk’ün arkadaşı İnönü mü, yoksa Bayar mı?” diyerek baskı yapılıyordu. İtiraz edenler ise dövülüyor ve tutuklanıyordu. Ve seçimi büyük hileler ve dolambaçlarla CHP kazandı.

DP yaşanan bu olayları her zaman bir propaganda şeklinde kullandı. 5 Ağustos 1946’da İnönü ve Çakmak, Cumhurbaşkanı adayı oldular ve İnönü seçildi. Bu seçimlerde DP çokça kuvvetlenerek çıkmıştı ve CHP zayıflamıştı.

Adnan Menderes’in büyük devlet adamlığı ve politikacılığı bütçe görüşmesinde bile belli oluyordu. Salondakiler Adnan Menderes’i çıt çıkarmadan dinlediler. Başbakan Peker’in mecliste çıkıp ”psikopatlar” demesiyle tansiyon arttı ve DP meclisi terk etti. 12 Temmuz’da İnönü tarafsızlığını ve iki partiden üstün olduğunu açıkladı. Bu beyanname sonrasında Başbakan Peker istifa etti. Çünkü bu beyanname sertliğe karşı bir beyannameydi.

Artık muhalefet ve iktidar arasında yumuşak rüzgarlar hakimdi. Ancak bundan rahatsız olanlar vardı. Muhalefetin sert bir şekilde yapılmaya devam etmesinin gerektiğini düşünüyorlardı. Bayar hiç beklemeden onları tasfiye etti. Ayrılanlar ise aralarında Fevzi Çakmak önderliğinde bir muhalefet partisi kurdular. Partinin adı Millet Partisi idi.(1948)

 

İleri tarihler bize ne getirecekti? Acaba DP gelecek seçimden galip çıkabilecek miydi?  Türkiye’nin yeniden inşasına az kalmıştı.

Yunus Emre Yenidere

Ampulun Karanlık Tarafı: Nikola Tesla

Ampulün Karanlık Tarafı: Nikola Tesla

Ünlü sihirbaz Robert Angier, Victoria Devri’nin en esrarengiz bilim insanı Nicola Tesla’dan kendisini ışınlayabilecek bir makine üretmesini ister. Bazı diğer mucitlerin aksine icatlarını zenginlerin ya da önemli kişilerin çıkarlarından ziyade insanlığın hizmetine sunmayı hedefleyen idealist Tesla amcamız, içinde Ölüm Işını, Hava Gemisi ve Uçan Çay Tabağı‘nın da bulunduğu ‘İcatlarım’ listesine yeni bir icat daha eklemek için harekete geçer. Peki hayatını fiziğe adayan bu adam aslında kimdir?

1. Draganic ve Ailesi

Asıl adıyla Nicola Draganic, 10 Temmuz 1856’da Sırp kökenli bir ailenin beş çocuğundan biri olarak dünyaya gelmişti. Babası bir papazdı. Annesi ise mucitti. Her ne kadar annesinin alanı pratik ev gereçleri olsa da Tesla, onun yaratıcı dahi olmaya aday olduğunu düşünüyordu.

Ağabeyi Dane’i, attan düşmesi sonucu beş yaşındayken kaybeden Nicola daha küçük yaşta bunalıma girdi ve davranışlarında şizofrenik belirtiler ortaya çıktı. Bütün bunlara rağmen fiziğe duyduğu aşk baskın gelmiş ve ailesi 1862 yılında Gospic’e göç ederken o, Karlovac’ta bir okula yerleşmişti. Ne yazık ki asosyalliği ve takıntıları sebebiyle okulu 3. sınıfta bırakmıştır. Bir mühendislik firmasında çalışmaya başladı ve bu dönem ağır bir depresyon geçirdi. Eğitim hayatını bir türlü düzene sokamayan Tesla, babasının isteği üzerine Charles Ferdinand Üniversitesi’ne başlamış fakat pederin ölümüyle okulu bırakmıştır.

2. Rekabet Yılları

Tesla, elektriğe herkesten daha farklı yaklaştı. Yaşadığı dönemde doğru akım, aydınlatmaya ve ısı elde etmeye en uygun yol olarak bilinirdi. Fakat Tesla, doğru akımda çok büyük bir direnç kaybı olduğunu fark etti ve Batı Broadway’de kurduğu deney laboratuvarında kafasında tasarladığı fikirleri hayata geçirmeye başladı. Keşfettiği alternatif akım sayesinde 1 yılda 18 patent aldı. Fikirleri çok orijinal idi ve şüpheye yer bırakmıyordu. Daha sonra laboratuvarında akkor lambası için pazar aramakla meşgul olan Thomas Edison’a rastladı. Ona “alternatif akım” planından bahsetti. Ama Edison bu fikirlere tümüyle ilgisiz kalarak “Sen teori üzerinde vaktini harcıyorsun.” dedi. Bunun yerine Tesla’ya bir görev verdi ve 50.000 dolar vaat etti. Görevini tamamladığında ise Edison bunun bir Amerikan şakası olduğunu belirterek para ödemeyi reddetti.

Tesla bunun karşılığında istifa etmiştir. Uzun bir rekabet dönemi onları bekliyordur.

3. Sıra-dışı İcatları

Uzaktan radyo kontrolü, kablosuz yanabilen ampuller, telsizler, radarlar ve vericiler… Bunlar yaptığı yenilikler arasında en yaygın bilinenleridir. Bununla birlikte hayata geçirilmeyen, büyük devletler tarafından lanetlenmiş bir dizi daha icadı vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

Ölüm Işını:

Nam-ı diğer Teleforce, Tesla’nın 1930’da icat ettiği, yoğun ısı enerjisiyle düşman tanklarını birkaç saniye içerisinde eritebilme potansiyeline sahip olan bir silahtır. Menzili 200 mildir. Bu icadıyla ilgili çalışmaları çalınmaya çalışılmış lakin başarısız olunmuştur. Ölümüyle birlikte Amerika Birleşik Devletleri icatla ilgili dokümanlara el koymuştur.

Wardenclyffe Kulesi:

JP Morgan’ın yardımlarıyla 1901 yılında Tesla,  New York’ta devasa bir iletişim istasyonu inşa etmeye başladı. Bu proje sayesinde yere sokulan metal çubuklarla sınırsız enerji elde edilebilirdi. Tahmin edebileceğiniz gibi böyle bir şey zenginlerin daha fazla zenginleşmesini engelleyebilirdi. Projenin içeriğini öğrenen JP Morgan, 1906 yılında finanse etmeyi reddededi ve Wardenclyffe Kulesi inşa edilemedi.

Uçan Çay Tabağı:

Nicola Tesla yer çekimine meydan okumayı da ihmal etmedi. Yer çekimine karşı pervane veya petrol kullanımı olmadan, yüksek hızda uçan bir makine icat etti. Elbette ki bu icat hava endüstrisinde petrol pazarlamaya engel olacaktı. Hayata geçirilemedi.

4. Tarihin Tozlu Sayfalarına Karışması

Tesla aynı zamanda sıra-dışı bir kişiliğe sahipti. Hiçbir zaman evlenmedi ve yaşlandıkça toplumdan uzaklaştı. Ondan giderek daha az haber alınmaya başlanmıştı. Delirdiğine dair söylentiler dolanıyordu. II. Dünya Savaşı sırasında ölü bulunmuştur ve askeri yöneticiler bütün belgelerine el koymuşlardır. Buldukları kayıtlara dair hiçbir şey duyurulmamıştır. Edison sadece elektrik ampulünü geliştirerek dünya çapında pek çok ders kitabında yer almayı başardı.  Buna karşın fizik dünyasına yüzlerce yenilik getiren Tesla’nın değeri hiçbir zaman bilinemedi.

 

KAYNAKÇA:

http://www.gzt.com/teknoloji/nikola-teslanin-herkesten-gizlenen-ve-cok-tehlikeli-olan-5-icadi-2590787#cxrecs_s

http://www.gzt.com/teknoloji/nikola-teslanin-muhtemelen-hicbir-yerde-gormediginiz-birbirinden-etkileyici-10-fotografi-2581116#cxrecs_s

https://tr.wikipedia.org/wiki/Nikola_Tesla

http://www.imdb.com/title/tt0482571/?ref_=ttfc_fc_tt

BilimX, yaklaşık 2 senedir ürettiği 120'den fazla bilimsel makaleyi revize ediyor. Şu anda yazıların %30'u revize edilip yayınlandı. Kasım ayında tamamı bitirilip bilimseverlere sunulacaktır.  İyi Okumalar!