venus-11022_1920

Güneş Sistemimiz #2 “Venüs”

 

Merhaba arkadaşlar! Geçen haftalarda Güneş Sistemimiz serisini başlattık ve Merkür’ü sizlere tanıttık. Bu hafta da sizlere Güneş Sistemi’nin bir başka gezegeni olan Venüs’ten bahsedeceğim.

Venüs, Dünya’ya en yakın gezegendir. Güneş’e de yakın olduğundan ve parlak sarı bulutlarla çerçevelendiğinden çoğu zaman gökyüzünde kuvvetle ışıldar.

Venüs‘ün yüzeyi karanlık ve çok sıcaktır. Gezegenin yüzeyine bulutlardan asit yağar, portakal sarısı gökyüzü sık sık yıldırımlara sahne olur.

Gelin bu dehşet veren gezegenin özelliklerini tanıyalım!

Venüs ile ilgili görsel sonucu

Özellikler:

Güneş’ten ortalama uzaklık: 108 milyon km

Yıl süresi: 224,70 Dünya günü

Ekvator çapı: 6052 km (Dünya’nın %95’i)

Dünya’dan ilk erişim : 1962 Mariner 2 Uzay Aracı

Kütle çekim kuvveti: Dünya’nın %90’ı kadar

Başlıca atmosfer gazları: Karbondioksit(%96),Azot(%4)

Uydu Sayısı: 0

 

Venüs’ün bir günü bir yılından daha uzundur. Yüzeyinde Güneş hiçbir zaman görülmez. Yıl boyunca gezegenin her yerinde sıcaklık, hem gece hem gündüz hemen hemen aynıdır.

Venüs’e Keşif Gezileri

Venüse uzay aracı ile ilgili görsel sonucu

Venüs’e birçok uzay aracı gönderildi. Ancak yüzeye inen araçlar gezegenin tehlikeli atmosferinden dolayı kısa sürede imha oldular. Yine de bazıları tahrip olmadan önce Dünya’ya gezegenle ilgili fotoğraf ve bilgi gönderebildiler.

Venüs’ün Yanardağları

Venüs’te yüzlerce yanardağ vardır, ancak aktif bir yanardağın varlığı kesin olarak saptanamamıştır. Bazı yanardağlar kendilerine örümcek ağı görünümü veren bir dizi uzun ve dar tepecikle çevrilidir. Bu nedenle bunlara Araknoid (örümcek biçimli) adı verilmiştir.

Atmosfer

Venüse uzay aracı ile ilgili görsel sonucu

Güneş’e en yakın gezegen olmamasına karşın, atmosferindeki gazların Güneşten gelen ısıyı tutması nedeniyle, Venüs en sıcak gezegendir. Bu olay sera etkisi olarak bilinir.

Venüs Geçişleri

 

Venüs tam olarak Dünya ile Güneş arasından geçerken, Güneş’in yüzeyinde kara bir leke olarak görünür. Bu olay Venüs geçişi olarak isimlendirir. Bir zamanlar Dünya’nın uzak bölgelerine bu geçişleri gözlemlemek üzere keşif heyetleri gönderilmişti çünkü bu gözlemler Dünya’nın Güneş’e uzaklığının hesaplanmasında kullanılıyordu .

Bu yazımızda da Venüs’ü işlemiş olduk. Sonraki yazımıda başka bir gezegende görüşmek üzere…

hungarian-parliament-335130_1920

Karlofça’ya Giden Yol #1 “Macar Sorunu”

Osmanlı Tarihi okurken kuruluş döneminden başladığımız zaman coşku ve heyecan ile başlarız. Zaferler göğsümüzü kabartır ve tarihimizle gurur duyarız. Zaman geçer ve yükselme dönemini de bitiririz. İşte o zaman bir huzursuzluk hissederiz. Eski coşku yoktur içimizde. Duraklama dönemine geldiğimizde gittikçe sakinleşiriz ve gerileme dönemi kısmına geldiğimiz zaman ise üzülür, kızgınlaşırız. Yapılan hatalara karşı, hatayı yapan kimselere karşı kin duyarız. 

Tarihçiler, Osmanlı İmparatorluğu’nu dönemlere göre ayırır. Her döneme, kendilerince bir başlangıç ve bitiş koyarlar. Gerileme Dönemi’nin ise başlangıcı olarak Karlofça Muahedesi”ni önümüze koymuşlardır. Bu yazı dizisinde Karlofça’yı imzalamamıza neden olan “Osmanlı-Kutsal İttifak Savaşları”nı anlatmaya çalışacağım. İyi okumalar!

 

1- Macar Sorunu ve Vasvar Anlaşması

Kanuni’nin Mohaç ile 2 saat içerisinde yıktığı Macaristan, Avusturya ve Osmanlı arasında paylaştırılır. Verimli ovalar ve güçlü kalelerin bulunduğu büyük bir kısım Osmanlı’da kalırken, az bir kısım Avusturya’ya bırakılır. Üstelik, Avusturya’ya bu yerlerin verilmesi karşılığında da her yıl Osmanlı’ya 30.000 altın ödeme yapması şart koşulur. Avusturya, yediği bu ağır darbeyi unutmayacaktır.

 

17.yüzyılın ortasına gelindiğinde Avusturya, Macaristan üzerindeki nüfuzunu artırmaya dayalı bir politika yürütür. Orta Macaristan, Avusturya’nın hakim olduğu bir yer haline gelir. Osmanlı İmparatorluğu, o sırada bunu fark edemez, çünkü doğuda İran ile muharebededir ve iç isyanlar ile boğuşmaktadır.

Yavaşça başlayan etkileşimler, zaman geçtikçe değişik bir hal alır ve çatışma haline gelir. Avusturya’nın desteği ile Erdel, Eflak ve Boğdan Osmanlı’ya isyan eder. Bunun üzerine Osmanlı-Avusturya Savaşı başlar. Köprülü ailesinin yetenekli mensuplarından Köprülü Mehmet Paşa, isyanları bastırırken Fazıl Ahmet Paşa Uyvar’ı fetheder. ( Uyvar, Viyana’ya en yakın kaledir.)

Ahmet Şimşirgil’in anlattıklarına göre Fazıl Ahmet Paşa, Uyvar’a vardığında kale komutanına bir mektup gönderir. Mektupta şunlar yazmaktadır: “Padişahımızın sizin hakkınızdaki niyetini bilseydiniz, bizim buraya neden geldiğimizi bilmiş olsaydınız, evlatlarınızı onun uğrunda kurban ederdiniz. Biz sizi ateşten kurtarmaya geldik. Biz sizi iki cihan saadetine kavuşturmaya geldik.”

Avusturya, Osmanlı’nın başarılarını görünce Papalığın tavsiyesi ile barış görüşmelerine başlamak istediğini duyurdu. Görüşmeler başlayacağı sırada, St.Gotthard Savaşı ile Osmanlı’nın ilerleyişini durdurmuş olmalarına karşın Avusturya, batıdaki siyasi olayların da etkisiyle “Vasvar Anlaşması”nı onaylamıştır.(10 Ağustos 1664)

Anlaşma maddelerine gelecek olursak, Osmanlı, Uyvar Kalesi ve civarını topraklarına katmıştır. Avusturya tekrar vergiye bağlanmış ve aynı zamanda savaş tazminatı da ödemesi gerektiği bildirilmiştir.

2- Macarların Yardım İsteği

Vasvar Anlaşması, Macaristan’daki çatışmaları engelleyemedi. Habsburglar, Orta Avrupa’da tam hakimiyet kurmak istiyordu. Macaristan’ı hakimiyet altına almak için, milli direnişin temeli olan Macar Protestanlığı tamamen yok edilmeliydi.

Macarlar, Habsburgların niyetini anlaşmıştı ve isyan bayrağını kaldırdılar. 1670’te Yukarı Macaristan ayaklandı. İmparator, şiddetli önlemlerle isyanı bastırdı ve isyanı düzenleyenler Viyana’da idam edildi. Fakat bazı asiler Protestan kimliğiyle bilinen Erdel Beyliği’ne sığındılar, yani Osmanlı’nın hakimiyet bölgesine.

Macarlar, Bab-ı Ali’ye yardım isteği gönderdiler. Fakat Köprülü Ahmed Paşa, zannımca kaybedilen St.Gotthard Savaşı’nın etkisinde kalarak bu yardım isteğini kabul etmedi. Avrupa devletleri, 30 Yıl Savaşları sonucunda silah teknolojilerini önemli ölçüde geliştirmişlerdi ve Osmanlı’nın iç sorunlarını bitirip toparlanması için zamana ihtiyacı vardı.

Fakat 1676 yılında Köprülü Fazıl Ahmed Paşa, genç bir yaşta (41 yaşında) vefat eder. Ölüm sebebi olarak çok çalışması gösterilir. Bu ölüm Osmanlı için çok önemli bir kayıp olmuştur.

Onun yerine 8 Kasım 1676’da Kara Mustafa Paşa sadrazam olur. Mustafa Paşa kendine güvenen, hırslı biridir. Macaristan’daki asilerin davasına ilgi gösterir. Avusturya ile siyaset yapma taraftarıdır. Bu sebeple isyancıların lideri Tököli İmre’ye yardım etme kararı alır.

Ve Avusturya İmparatoruna mektup gönderilir. Mektupta, Tököli ve yanındaki Macarların Osmanlı’ya sığındığı ve Osmanlı tebaası sayıldığı, bu sebeple Avusturya’nın bunlara gönderdiği ordunun çekilmesi gerektiği, yoksa bunu barışa aykırı bir hareket olarak görecekleri yazmaktaydı.

Tököli İmre

Tököli’ye asker yardımı da yapılır ve böylece Avusturya ile Osmanlı arası ilişkiler gittikçe kızışır. Kara Mustafa Paşa, büyükçe bir orduyu sınıra yollar ve Osmanlı’yı 16 yıl uğraştıracak olan savaşın ilk işaretleri verilmiş olur.

Avusturya’nın barış atakları Kara Mustafa Paşa tarafından geri çevirilir. Osmanlıların Avusturyalılara önerdiği teklifler de İmparator tarafından kabul edilmez. Mustafa Paşa, Padişah’ı bu savaşın gerekliliği konusunda ikna eder. Ve nihayetinde 17 Ağustos 1682’de tuğ-i hümayun Davud Paşa sahrasına dikilir. Bunun anlamı, savaştı.

3- Osmanlı Ordusu Harekete Geçiyor

Osmanlı Padişahı ve İslam’ın Halifesi 4.Mehmed, Edirne’ye kadar orduya eşlik eder. Kırım Hanı’na bir hatt-ı hümayun gönderilerek savaşa katılması emredilir. Tököli’ye tuğ ve sancak verilerek Orta Macar Kralı ilan edilir. Ve son olarak  Kara Mustafa Paşa, Yanık (Raab) Kalesi’nin fethi için serdar olarak atanır.

Esseg’te (Bugünkü Osijek) Kırım Hanı, 100.000 kişilik bir orduyla sefere katılır. Bu şehirde devlet adamlarının ve komutanların katılımıyla bir meşveret kuruldu. Ve meşveret meclisinde Kara Mustafa Paşa, şaşkınlık yaratan düşüncelerini öne attı. Aslında onun hedefi, Yanık’ı almak değildi. Onun hedefi Viyana’ydı.

Bu fikri sebebiyle Kara Mustafa Paşa’ya karşı çıkmak isteyenler oldu. Fakat o, “Viyana Seferi aleyhine kim bir söz söylerse hiç merhamet etmem, katlederim.” diyerek yüreklere korku salmış ve Budin Valisi İbrahim Paşa dışında ona karşı çıkma cesareti gösteren olmamıştır.

Kara Mustafa Paşa’nın aldığı bu radikal karar ile Osmanlı Orduları’nın yönü Viyana’ya çevrilmişti. Avusturya’nın başkentine. Ve bu karar, ilerde büyük felaketlere yol açacaktı.

Bu yazı serisinin sonraki kısmında görüşmek üzere….

Yusuf İkbal Aldemir

Kaynakça:

Devlet-i Aliyye-Halil İnalcık

Kayı 7-Ahmet Şimşirgil

 

Van Gölü Hakkında Merak Edilenler?

Van Gölü Hakkında Merak Edilenler?

Van Gölü ülkemizin en büyük yüz ölçümüne sahip gölü olmakla beraber Dünya’nın en büyük sodalı gölüdür yani pH değeri 9-12 arası bazik bir göldür.

Sevgili Göl

İşte! Hepimizin aklında farklı şeyler çağrıştıran, çocukluğumun kucaklarında geçtiği o sevimli ve bir o kadar gizemli göl : )

Göl’ün Kısaca İlginç Yanları

Van Gölü’nün Türkiye’deki Nazik, Erçek, Balık gibi diğer volkanik set göllerinden en göze çarpan özelliği şüphesiz büyüklüğüdür. Çevresinde de bulunan bu diğer volkanik set göllerinden yaklaşık 30 hatta çoğundan yaklaşık 100 kat daha büyüktür. (Bu büyüklük oranlarını yüz ölçümlerine göre hesapladım.) Aynı zamanda çok sayıda koyu da bulunan Van Gölü’nün yüz ölçümü 3.713 km2 ‘dir. Yani Üsküdar 58 km2  olduğuna göre demek ki Van Gölü’ne yaklaşık 64 tane Üsküdar sığabilir.

Gölün suyunu ne deniz ekosisteminde ne de tatlı su ekosisteminde değerlendirebiliyoruz çünkü suyu tuzlu ve sodalıdır bu arada 9. sınıf Kimya dersimizi biraz hatırlayacak olursak deterjan gibi temizlik malzemelerinin aynı Van Gölü gibi bazik olduğunu görmüştük. Evet! Doğru, Van Gölü de bir temizleyici maddedir. Hatta içeriğindeki tuz ve soda ile beraber bu iş için daha verimli hale geliyor hatta sabunsuz köpük bile veriyor. Yani yanlış anlamayın. Tabi herkes ne yıkıyorsa evinde yıkasın ama zannımca kıyafetimi deterjan ile yıkamak yerine Van Gölü’nde yıkasam doğaya daha az zarar vermiş olurum. Sonuçta bu deterjanlar kanalizasyon boruları ile denizlere dökülmüyor mu?

Bazı Sayısal Veriler

Göl suyundaki tuzluluk oranı %0,19; pH değeri ise 9.8’dir. Zaten Van Gölü’nün yüksek rakıma ve sert kışlara rağmen donmamasının sebebi de budur. Yüksek rakım demişken denizden ortalama yüksekliği 1646 metredir tabi bu yükseklik iklime bağlı olarak yükselip alçalmaktadır. Gölün ortalama derinliği 171 metre olup en derin yeri ise 451 metredir. Kendisinden sonra Türkiye’deki en derin noktaya sahip Hazar Gölü’nden iki kat daha derin yani.

Canlı Çeşitliliği

Göl’de tek bir balık çeşidi (inci kefali) olmasının sebebi gölün tuzlu-sodalı suyunun biyolojik çeşitliliği sınırlamasıdır. Balık çeşitliliğinin azlığının yanı sıra gölde bilinen 103 tür fitoplankton ve 36 tür zooplankton yaşamaktadır.

Göl’de Yatan Servet!

Gölün madeni değeri de çok yüksektir. 2015 yılında yapılan araştırmalara göre gölde piyasa değeri 7.5 milyar dolar olan çözülmüş halde 50 tonluk Nükleer Santrallerde yakıt olarak kullanılan çok değerli bir maden olan Uranyum tespit edilmiştir. Gölümüzün doğal güzelliği bozulmadan bu konuda çeşitli araştırmalar yapılabilir ve bu su arıtılarak Uranyum elde edilebilir.

Turistik Özellikleri

Ayrıca turistik bir zenginliğe de sahip olan gölün doğu bölümünde dört ada vardır. Bunlar Akdamar, Çarpanak, Adır ve Kuş Adaları’dır. Van Gölü’nün içindeki bu adalar harika manzaraları dışında içerdikleri çeşitli manastır ve kiliseleri ile tarihi ve turistik bir özelliğe sahiptir hatta 1990 yılında arkeolojik sit alanı ilan edilmiştir.

Akdamar Adası

Akdamar Adası’ndaki Ermeni’lerden Kalma Tarihi Kilise

 

Kısaca Oluşumu

Sene bundan yaklaşık 200.000 yıl önce. Yani daha Buzul Çağı’nın ortalarındayız. O zamanlar devasa bir çukur vardı ve bu çukur bir tektonik çöküntü bölgesiydi. (Tektonik Çöküntü Bölgesi: Çeşitli yer kabuğu hareketleri sonucu oluşan çukurlar, çöküntüler demektir.) Bizim şu an Bitlis’de bulunan  Nemrut Volkanik Dağı öyle püskürdü ki koca çukurun içine akan lavlar 60 km’yi aşkın bir set çekti ve bu çukurun önünü veya ağzını diyelim kapattı. Böylece zamanla yer altı sularıydı,yağmuruydu, içine akan nehriydi derken uzun bir zaman içinde doldu ve bu hale geldi. Bu arada biz gölleri oluşumlarına göre sınıflandırıyoruz. Van Gölü’nün bulunduğu yerin ağzını Nemrut Dağı’ndan akan lavlar set gibi kapattığı için Van Gölü’nü “Volkanik Set Gölleri” sınıfına ait kabul ediyoruz.

Son olarak Van Gölü’nün bir de “dev mikrobiyalitleri” meşhurdur. Onu da ayrı bir paragrafta anlatmayı düşündüm fakat konuyu fazla dağıtmayayım. Başka bir yazımızda ayrıntılarıyla ele alırız inşallah.

SONUÇ!!!

-Van Gölü’nde yatan bu serveti doğaya zarar vermeden nasıl ülke ekonomisine kazandırabilir ve işleyebiliriz?

-Deterjanların denizleri kirletmesinin önüne nasıl geçeriz,alternatif bir temizlik maddesi üretebilir miyiz?

-Van Gölü’nün diğer göllere nazaran yüksek olan tuz oranı ve pH değerinden dolayı donmadığını öğrendik. Peki, tuz ve pH değerinin acaba suya donmayı engelleyici nasıl bir etkisi oluyor?

(Cevaplarını bulabilirsem yorumlara yazarım ama lütfen siz de eğer merak ediyor ve ilginizi çekiyorsa araştırın tartışalım 😉

 

Ülkemizin bu çok değerli gölünü naçizane anlatmaya çalıştım, sonraki yazımızda görüşmek dileğiyle. 🙂 Okumak ve araştırmak ile kalın 😉

Yazan: Mahmut Demirok

 

Kaynakça:

https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%9Csk%C3%BCdar

https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%9Csk%C3%BCdar

https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87%C4%B1ld%C4%B1r_G%C3%B6l%C3%BC

https://tr.wikipedia.org/wiki/Ha%C3%A7l%C4%B1_G%C3%B6l%C3%BC

https://tr.wikipedia.org/wiki/Er%C3%A7ek_G%C3%B6l%C3%BC

https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%9Csk%C3%BCdar

http://www.bilgiustam.com/van-golu-ve-ozellikleri/

http://www.bilgitimi.com/uranyum-nerede-cikarilir-kullanim-alanlari-nelerdir.html

http://www.trthaber.com/haber/ekonomi/van-golunde-servet-yatiyor-108405.html

https://tr.wikipedia.org/wiki/Akdamar_Adas%C4%B1

https://tr.wikipedia.org/wiki/Akdamar_Adas%C4%B1

https://tr.wikipedia.org/wiki/Ad%C4%B1r_Adas%C4%B1

https://tr.wikipedia.org/wiki/Sodal%C4%B1_g%C3%B6l

Bilim ve Teknik Dergisi’nin Ocak 2016/ 578. sayısı/sayfa 56,57

 

BilimX, yaklaşık 2 senedir ürettiği 120'den fazla bilimsel makaleyi revize ediyor. Şu anda yazıların %30'u revize edilip yayınlandı. Kasım ayında tamamı bitirilip bilimseverlere sunulacaktır.  İyi Okumalar!