1. Dünya Savaşı: İnfilâk, Tahrip ve Yıkım #6

Bu yazıyı okumaya başlamadan önce, eğer önceki bölümlerini okumadıysanız aşağıdaki linkten başlayabilirsiniz:

1.Bölüm “Barut,Fitil ve Kibrit”

Ayrıca 1.Dünya Savaşı konulu belgesel serimiz Süngü’yü şu linkten izleyebilirsiniz.

Birleşik Amerika’nın Savaşa Dahil Olması

1917’de Rusya’nın ihtilallerle sarsılması ve bu sebepten dolayı savaş alanında Almanlar karşısında peş peşe mağlubiyetler alması elbette İtilaf bloğunu korkutmuştu. Eğer Rusya, herhangi bir yolla savaştan çekilme durumunda kalırsa Almanların savaşın başladığı andan beri en büyük dezavantajları olan çift cephede savaşma zorunlulukları ortadan kalkacak; haliyle hem Doğu Cephesi tasfiye edilmiş olacak, hem de Almanların bütün kuvvetleriyle yüklendiği bir Batı Cephesinden zafer kazanma ihtimali azalacaktı. Fakat İtilaf bloğunun korkuları beyhude idi. Çünkü Rusya’nın bıraktığı siyâsî ve askerî boşluk, okyanus ötesinden bir başka büyük devlet tarafından doldurulacaktı: Birleşik Amerika…

Amerika’nın savaşa girmesinde temel etken daha önce de bahsettiğimiz İngiliz-Alman denizaltı ablukalarıdır. Bu deniz savaşlarının sonucunda 1915 Mayıs’ında Lusitania ve 1915 Ağustos’unda da Arabic adlı İngiliz yolcu gemileri Alman denizaltıları tarafından batırıldı. Bu gemilerde birçok Amerikan vatandaşı hayatını kaybetti. Amerika bu olayların ardından Almanya’nın üzerine gitmeye başladıysa da, Alman hükümetinin münasip bir karşılık vermesi üzerine meseleyi uzatmadı. Fakat benzeri bir olay tekrar etti, Alman denizaltıları içinde Amerikan vatandaşlarının da bulunduğu bir Fransız yolcu gemisini batırdılar. Bu olay iki devlet arası ilişkileri hayli gerginleştirmiş oluyordu. Ek olarak Amerika’nın daha çok İtilaf bloğuna yakın davranması ve onlara ticari birtakım yardımlarda bulunması Almanya için mâzur görülebilir bir durum değildi. Bu yüzden Amerika halkında birtakım karışıklıklar çıkarma, kamuoyunu Alman taraftarlığına kaydırmaya çalışma gibi çeşitli operasyonlar yapan Almanya, elbette ki yaptığı her hamlede Amerika’yı daha da karşısına alıyordu.

Arthur Zimmermann(1864-1940), Meksika’ya ilgili telgrafı çeken Alman Dışişleri Bakanı

Almanya sadece bununla da kalmadı, halen gergin olan Meksika-Amerika arası münasebetleri çıkarı adına kullanmak için bir tasarı oluşturdu. Buna göre, şayet Meksika hükümeti kabul ederse; Amerika’nın Almanya’ya karşı savaşa girmesi durumunda Meksika da Almanya ile ittifaka girecek, Almanya Meksika’ya ekonomik yardımlarda bulunacak ve Meksika’nın ara buluculuğu ile hâlihazırda savaş durumunda olan Alman-Japon münasebetleri ittifaka çevrilip Amerika’ya karşı Meksika-Almanya-Japonya ittifakı oluşturulacaktı. Almanya, Meksika’yı ikna edebilmek için kesenin ağzını hayli açıyordu. Fakat işler sarpa sardı. Bu tasarıyı içeren telgraf Meksika’daki Alman büyükelçiliğine gitmek üzere yollandı fakat İngilizler telgrafı ele geçirdiler. Şifreyi çözdükten sonra Amerika’ya derhal durumu bildirdiler. Amerika, an itibariyle Almanya tarafından resmen tehdit edilmekteydi. Mart ayında iki Amerikan ticaret gemisinin daha Alman denizaltıları tarafından batırılması üzerine Amerika’nın sabrı tükendi. 2 Nisan 1917’de (yani Rusya’da asıl devrime 7 ay kala) Amerika, Almanya’ya savaş ilan etti…

Ekim Devrimi

Geçici hükümetin savaşa devam kararı alması üzerine, Şubat Devrimi’nde büyük rolleri olan Bolşevik ve Menşevikler şimdi geçici hükümete de karşı duruyorlardı. Bu grupların önderliğinde Rusya’da birçok ayaklanma cereyan etti. Kısa zaman içinde geçici hükümetin başına geçen Kerensky bu ayaklanmalar karşısında sert tedbirler aldı. Lenin ülkeden kaçmak durumunda kaldı, şimdi Menşevikler’den ayrılıp Bolşeviklere geçen Troçki ise tutuklandı, fakat Eylül’de serbest bırakıldı. Kerensky 14 Eylül 1917’de Rusya’da cumhuriyeti ilan ettiyse de, devletin iç yapısı ve halkın durumu hala karmakarışıktı. Memlekete tam bir kaos hakimdi.

Vladimir Lenin(1870-1924) halka hitap ederken

Bu karmaşık durumdan faydalanan Bolşevikler, Troçki’nin liderliğinde bir Devrim Komitesi kurdular ve 5 Kasım’da bir hükümet darbesine teşebbüs ettiler. Çağın en önemli teşebbüslerinden biri, 7 Kasım’da başarılı bir ihtilal şeklinde sonuçlanmış oluyordu. Bu, Rusya’da Bolşevik rejimin başlaması demekti. 8 Kasım’da Lenin saklandığı yerden ayrılıp Petersburg’a döndü. Darbe başarılı olur olmaz Almanya ile barış teşebbüslerine girişildi. 27 Kasım’da Almanya bu teklife yeşil ışık yaktı ve 15 Aralık 1917’de mütareke imza edildi. Bunun ardından 22 Aralık’ta da Brest-Litovsk’ta bir barış antlaşmasına gidildi. Görüşmelere Osmanlı, Avusturya-Macaristan ve Bulgaristan da katıldı. Hayli uzun süren görüşmelerden sonra 3 Mart 1918’de uzlaşmaya varılabilmiş ve Rusya savaştan çekilmiş oluyordu. Bu, İtilaf Bloğu’nun zaten beklediği bir haber olmasına rağmen, yine de korkutucuydu.

Yunanistan’ın Savaşa Dahil Olması

Yunanistan Devleti’nin kralı Konstantin, II. Wilhelm’in eniştesi oluyordu. Aslında bu tür aile bağlarına Avrupa devletleri arasında sıklıkla rastlayabiliyorsak da, Kral Konstantin’in Merkezî Devletlere fazlaca bir sempati beslediği ortadadır. Fakat İngiltere ve İtalya başta olmak üzere İtilaf bloğunun Akdeniz’de çok kuvvetli bir hakimiyeti olduğundan savaşa Almanya’nın ittifakı olarak katılmaya cesaret edemedi. Buna karşın aynı devletin başbakanı olan Venizelos’un İtilaf Devletleri’ne büyük bir eğilim göstermesine ve savaşa bu blokta derhal katılmanın gerekli olduğunu defalarca teklif etmesine rağmen, hem kral hem de genelkurmay bu teklifi reddettiler.

Yunan askerleri

Birkaç defa daha Venizelos’un benzeri teşebbüsleri olduysa da hep ret ile karşılaştı. Bir süre sonra Bulgaristan’ın savaşa katılması üzerine İngiltere ve Fransa’nın Yunanistan’ı bir askerî üs gibi kullanmalarına göz yuman Venizelos, yaptığı bu iş sebebiyle kral tarafından görevinden azledildi. Bunun üzerine 1916 Ağustos’una kadar sessiz kalan Venizelos bu tarihte Selanik’te bir ayaklanma çıkardı. Kuzey Yunanistan ve Adalar Venizelos’u destekliyordu. Bu destekle bir de hükümet kuran Venizelos, Yunanistan’ın Müttefikler tarafında savaşa katıldığını da ilan etti. Müttefikler, Venizelos’u desteklediler ve kralı işbaşından indirmek üzere hemen harekete geçtiler. 1917 Haziran’ında Atina’ya asker çıkarmayı başaran İngiliz ve Fransızlar kralı cebren görevden indirdiler ve Venizelos’u buraya yeni hükümeti kurmak üzere çağırdılar. 26 Haziran 1917’de de Yunanistan Merkezî Devletlere savaş ilan etti.

Sulha Özlem

Savaş başlayalı uzun zaman olmuştu ve -iki taraftan da- devletler bu durumdan pek memnun sayılmazlardı. Hem devletlerde bir yorgunluk beliriyor hem de kamuoyundan tepkiler çığ gibi büyüyordu. Savaş uzadıkça yaşama şartları da hayli güçleşiyordu.

Bu yorgunluğun ilk büyük işaretini Avusturya-Macaristan verdi. Avusturya, savaşın başından beri doğu sınırında Rusya’nın ağırlığını hissetmiş ve bu ağırlığı kaldıramayıp gerek Almanya’dan gerek Osmanlı’dan askerî yardım almıştır. Avusturya, İtalya’ya karşı da büyük kayıplar vermiş; her ne kadar Caporetto’da İtalyanları hezimete uğratmışsa da, bu zafere ancak Almanya’nın desteğiyle ulaşabilmişti. Şimdi devletin çok-uluslu yapısı da başını ağrıtıyordu. Çeşitli örgütler imparatorluğu ”parçalamak” için çalışmaya çoktan başlamışlardı bile.

Almanya’ya gelince, savaş ona da yavaş yavaş ağır gelmeye başlıyordu. Doğu Cephesi artık tasfiye olmuşsa bile Almanlar bu cephede başarı kazanmak için az şey ödememişlerdi. Ek olarak Batı Cephesi’ndeki Alman kuvvetleri de her ne kadar Doğu’dan gelen takviyelerle kuvvetlenmişse de gitgide erimeye devam ediyorlardı. Üstelik şimdi Batı Cephesi’nde düşman olarak sadece İngiliz ve Fransızlar değil Amerikanlar da vardı. Bunların yanı sıra savaşın başından beri her başı sıkışan müttefikine yoğun destekte bulunmaktan tabiri caizse iflahı kesilen Almanya’nın şimdi ekonomisi de yalpalamaya başlıyordu. Bir müddet Bulgaristan’dan gıda temin etmek zorunda kalan Almanya, Bulgaristan’ın da kısa süre içinde ekonomik felce girmesinin ardından bu yardımı da temin edememeye başlamıştır.

Osmanlı İmparatorluğu her ne kadar İngilizler karşısında beklenenden kuvvetli bir direnç göstermişse de önce Bağdat’ı, sonra Kudüs’ü kaybetmiş; Arap coğrafyasında da ani bir ihanetle karşı karşıya kalmıştı, bu gelişmeler zaten yıllardır savaştan savaşa koşuşturan Osmanlı için çok korkutucu darbelerdi. İmparatorluğun sonu pek yakın görünüyordu…

Müttefikler’de de benzeri bir bıkkınlık ve tedirginlik bulunmaktaydı. Rusya’nın önce Almanlar karşısında mağlubiyetler alması sonra da savaştan çekilmesi, İngilizlerin Osmanlı toprakları üzerindeki emellerini gerçekleştirmek için beklenenden çok daha kuvvetli bir Osmanlı direnci ile karşılaşmaları, Avusturya ve Bulgaristan’ın Sırbistan ve Romanya’yı yere sererek Balkanlar’da kısmî bir hakimiyet elde etmeleri, İtalya’nın Avusturya karşısında Caporetto’daki hezimeti, tasfiye edilen Doğu Cephesi’nden dolayı Almanların tüm kuvvetlerle Batı Cephesi’ne yüklenebilmesi ve bu yolla Fransa’nın büyük bir Alman işgali tehdidiyle karşı karşıya kalması gibi durumlar bu blok için de hiç hayra alamet değildi, birnevî savaşın kötüye gittiğinin işaretleriydi.

Sıradaki bölümü okumak için buraya tıklayın.

—————–

Kaynakça

-J. W. Wheeler-Bennett, Brest-Litovsk: The Forgotten Peace, Macmillan, London, 1938.
–Gottlieb, Studies in Secret Diplomacy during the First World War, Ailen and Udwin, London, 1957.

BilimX, yaklaşık 2 senedir ürettiği 120'den fazla bilimsel makaleyi revize ediyor. Şu anda yazıların %30'u revize edilip yayınlandı. Kasım ayında tamamı bitirilip bilimseverlere sunulacaktır.  İyi Okumalar!