gen-otomobil

Röportaj: Türkiye’nin İlk Elektrikli Otomobili: GEN

BilimX, Gen Otomobil’in Ofisinde!

Her gün biraz daha gelişen teknolojiye ayak uydurmaya çalışan Türkiye’miz petrollü araç pazarında diğer dünya devletleri arasında geri kaldığı gibi elektrikli araç pazarında da geri kalmak istememiş, bir yandan bu konuda TÜBİTAK ile AR-GE faaliyetlerine başlamış bir yandan da özel sektöre “Yerli elektrikli otomobil markası çıkaracak babayiğitler aranıyor!” çağrısında bulunmuştu.

Bugün bu babayiğitlerden biri olan ve ilk yerli elektrikli otomobil markası girişiminde bulunan Gen Otomobil’in üç yönetim kurulu üyesinden biri olan Nail Güzel ile, yaptıkları çalışmalar konusunda gerçekleştirdiğimiz röportajı sizlerle paylaşacağız.

 

Projeye ne zaman başladınız?

-Projeye 2014 yılında başladık. O yıl, GEN1 adını verdiğimiz bir elektrikli otomobil yaptık. GEN1 tamamen el yordamı ile yapılan bir araçtı. Demir şasesi vardı, gövdesi şu anda ürettiğimiz araçlardaki gibi karbon fiber değil, fiber glass’dı. Üzerine yurtdışından temin ettiğimiz motor, motor sürücü ve bir takım başka ekipmanlar koymuştuk. O tamamen “proof of concept” denilen, işin zorluklarını öngörmek ve ortaya bir prototip koyma amaçlı yapılan bir üründü. GEN1 projesini başarı ile tamamladıktan sonra elektrikli otomobillerde bulunan bütün alt sistemlere aşina olduk. Batarya paketi, batarya yönetim sistemi, elektrik motoru ve sürücüsü ve bunlar gibi diğer araç içi elektrik/elektronik ekipmanlarda ihtiyaçlarımızın neler olacağını öğrendik. Ondan sonra, otomotiv sektöründe tecrübesi olan mühendislerden oluşan bir ekip oluşturduk ve şu anda bu ekiple beraber Yıldız Teknopark içerisinde Ar-Ge çalışmalarımızı gerçekleştiriyoruz.

Araba şu an tamamlanmış vaziyette mi, seri üretime hazır mı?

-Üzerinde çalıştığımız 3 araç tipi var. Bunlar hatchback, sedan ve hafif ticari sınıfında bir araç. Hatchback model aracımızın projesini ve ilkörneğini tamamladık. Bu aracımız ile 6 Eylül 2017 tarihinde MMG’nin düzenlediği 2. Ar-Ge ve İnovasyon Zirvesine katılarak ilk defa görücüye çıktık. Sedan aracımızın ise projesi tamamlanmış ve çoğu parçası üretilmiş vaziyette, şu anda da montaj aşamasında. Atölye çalışmalarıyla bu aracı da tamamlamak üzereyiz. Geliştireceğimiz üçüncü model aracın, yani hafif ticari aracımızın ise proje aşamasındayız. Seri üretim konusunda ise asıl girişimlerimiz 2018 yılında olacak.

GEN ismi nereden geliyor?

-GEN ismi kurucularımızın baş harflerinden geliyor. Gürsel, Emin, Nail. Aslında biz bir aile şirketiyiz kuruluş olarak. Gürsel babamız, Emin benim abim, ben de Nail.

Aracın Teknik Özellikleri:

Aracınız tek şarj ile en fazla kaç km yol alabiliyor?

-Hatchback tipindeki aracımız 1 tam şarj ile 350 km yol yapabiliyor. Aslında batarya grubunu büyüterek menzili daha da arttırmak mümkün, ancak bu artışla beraber aracın ağırlığı ve buna bağlı birçok farklı parametre de etkileneceği için bu araca uygun batarya paketinin bu şekilde olması gerektiğini uygun gördük. Burada dikkat edilmesi gereken husus; uzun mesafe katedebilen, kullanışlı ve maliyet etkin bir araç tasarlamak. Ayrıca rejeneratif frenleme sistemi sayesinde, araç bir hızda ilerlerken ayağınızı gaz pedalından çektiğiniz zaman var olan enerjiyi pillere geri depolayarak menzilde artış da sağlayabiliyoruz.

Araç kaç saatte şarj oluyor?

-Evin prizine takılırsa yaklaşık 12 saatte, hızlı şarj noktalarında ise yaklaşık 1 saatte şarj oluyor. Türkiye’de de şarj istasyonları her geçen gün daha da yaygınlaşıyor. Bu konuda önemli çalışmalar yapan firmalar var ve yakın gelecekte ülkenin her noktasında şarj istasyonlarına ulaşımın çok kolay olacağına inanıyoruz, zira petrol tankerlerle taşınan bir madde iken elektrik şu anda bile ülkenin her tarafında mevcut. Önümüzdeki yıllarda elektrikli araçlar yaygınlaştıkça her sitede bir şarj istasyonu kurulması gibi zorunluluklar da getirilebilir.

Örnek: Elektrikli Araç Şarj İstasyonu

Aracınızın kablosuz şarj özelliği var mı?

-Şu an için bu konuda bir çalışmamız yok.

Aracınız 0-100 km arasını kaç saniyede çıkıyor?

-Hatchback için konuşacak olursak 8 saniye civarlarında 0’dan 100 km’ye çıkıyor.
Elektrik motorlarının kalkış esnasında sağladığı tork değeri sabit olduğu için, belli bir hıza kadar çok hızlı kalkış yapabilirsiniz. Bu nedenle elektrikli arabalarının benzin ve dizel yakıtla çalışan araçlarla kıyaslandığında en avantajlı olduğu noktalardan biri de bu. Tabii kalkış süresini etkileyen tek nokta araçtaki elektrik motorunun gücü değil. Batarya paketinin anlık olarak kaç amper verebildiği, aracın ağırlığı, aerodinamik tasarımı gibi faktörler de bu süreyi etkiliyor.

Aracınızın çıkabildiği son hız nedir?

-Geliştirdiğimiz araçlarda şanzıman bulunmadığı için, son hızımız yaklaşık 140 km/saat civarı. Zaten Türkiye’de otoyollarda yapabileceğiniz en yüksek hız 120 km/saat olduğu için bu konuda bir sıkıntımız yok.

Elektrikli araçlarda vites bulunuyor mu?

-İstenilse konulabilir, fakat ihtiyaç yok. Çünkü elektrik motorları, benzin ve dizel ile çalışan motorlara göre çok daha düzgün tork verebiliyor. Bu araçlar dururken, kalkış esnasında oldukça yüksek tork değerlerine ulaşabilirsiniz. Bu da konvansiyonel araçlarda ihtiyaç duyduğumuz, kalkışta düşük vitese takarak torku arttırma ihtiyacını yok ediyor. Bunun dışında, vites sistemi için yerleştirilen dişli sistemler de enerji tasarrufunda büyük bir düşüşe sebep oluyor. Bu ve bunun gibi sebeplerden dolayı elektrikli araçlarda vites pek tercih edilmez.

 

Bu araba ne kadar yerli?

-Bu araçta yerli olmayan bir tek piller var. Bu pilleri şu an için maalesef Türkiye’den temin edemiyoruz. Fakat pil üretimi konusunda Ar-Ge faaliyetleri devam eden bazı şirketlerle görüşmelerimiz devam ediyor, yani bunu da yerlileştirmeye çalışıyoruz. Bu konudaki dışa bağlılığımızı yok etmek bizim için çok önemli. Pilleri yurtdışından temin etmek arabanın fiyatının da önemli bir bölümünü etkiliyor.

Bunun dışında, motor ve sürücü dahil ana sistemlerde bulunan tüm parçalar tamamen kendi tasarımımız ve üretimimizdir. Arabanın şasi ve gövdesi de tamamen özgün tasarımımız ve kendi üretimimiz olmakla beraber, ön takımlarda bulunan mekanik parçalar da kendi üretimimiz. Geliştirdiğimiz ürünlerin tasarım ve mühendislik işlerini hallettikten sonra kesim, döküm gibi işlerin bir kısmını kendi atölyelerimizde, bir kısmını ise iç sanayiide yaptırdık. Ama tabi çok kolay yapılabilecek, basit veya elektrikli araba ile alakalı olmayan bazı ek parçaları iç pazardan temin ettik. Onlar da zaten Türkiye’deki otomotiv fabrikalarında üretilen yerli malzemeler.

Bu projede toplam kişi görev aldı?

-Proje aşamasında toplam 12 mühendis yer aldı.

Anladığımız kadarıyla benzinli araçlar için motorun kalitesi, önemi ne ise elektrikli araçlar için de pil çok önemli bir faktör. Eğer Türkiye dünya piyasasındaki elektrikli araç rekabetinde sivrilip üste çıkmak istiyorsa özgün, kaliteli ve kendi hammaddeleri ile pil üretebilmeli. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

-Kesinlikle hak veriyorum sizlere. Ülkemizde pil üretmeliyiz. Yoksa bugün nasıl petrol için 50 sene ömür biçiliyorsa biz de ileride yeteri kadar pil bulmakta zorlanabiliriz. İşin ehli olan insanların buna el atması lazım. Gerek üretimde, gerek Ar-Ge’de. Acil bir şekilde! Buna hazırlıklı olmalıyız yoksa önümüz kesilir.

Pil için şu anda en çok tercih edilen maden lityum fakat sonuçta o da bir maden ve petrol gibi yakında onun da az bir ömrü kalabilir. O zaman pil üretiminde bir sıkıntı yaşar mıyız?

-Alternatif madenler var, tüm piller lityum tabanlı değil ki. Şu an lityum sadece daha popüler. İçindeki kimyasalları farklı olan piller de var. Lityum’a alternatif olabilecek enerji depolama sistemleriyle ilgili de bazı çalışmalarımız var. Bu çalışmalar başarılı olduğu takdirde ileride bu konuda da bilgi paylaşımı yapabiliriz.

Seri üretime nasıl geçebilirsiniz?

-Bu bizim vereceğimiz kararlara bağlı. İlk başta küçük süreçten başlamak gerekiyor. Yapılacak yatırımlarla beraber üretim kapasitemizi de kademeli bir şekilde büyüteceğiz.

Projenin yapım sürecinde en çok zorlandığınız an nedir?

-Teknik konularda birçok kez zorlandık, ancak geliştirdiğimiz ürünle halkın önüne çıkmak bizim için manevi bir eşikti diyebilirim. O yüzden, bu sorunuzun cevabı ilk defa halkla buluşmak olur.

Bizlerle tecrübelerinizi paylaştığınız için ve proje hakkında vermiş olduğunuz bilgilerden dolayı çok teşekkür ederiz. Ekibimiz ve tüm okurlarımız adına çok faydalı bir röportaj olduğuna inanıyoruz. Umarım herkes öykünüzden ve bu cesur girişiminizden ilham alır ve kendi nice başarılarla dolu hayırlı öykülerini yazarlar. Allahaısmarladık.

-Sağ olun, biz teşekkür ederiz.

Gen Otomobil’in reklam filmini izlemek için buraya tıklayın.

brain

Yapay Zeka Teknolojisine Hayatımızdan Örnekler

  • Yapay zeka, makinelerin karmaşık problemlere insanlar gibi çözümler üretmesini sağlama ile ilgilenen bir bilim dalıdır. 1950 yılında yapay zekanın öncülerinden olan Alan Turing bir yapay zeka testi önerdi ve bu testte yapay zekanın zekasını sayısal olarak ölçemeyeceğimizi bunun yerine davranışlarını değerlendirmemiz gerektiğini söyledi. Zaten cansız nesnelere yapay zekalarla insansı davranışlar oluşturma fikri çok uzunca süredir konuyla ilgilenen bilim adamlarının aklını kurcalamaktadır. Peki yapay zekanın insan hayatına etkileri ve sonuçları neler olabilir?

Yapay zekanın kullanılma potansiyeli olan binlerce uygulama alanı bulunmaktadır. Bilgisayar oyunları, robotik hayvanlar, eğlence dünyası, üretim, askeri kontrol ve hedef tespiti gibi savunma sanayi gibi geniş bir yelpaze dışında bankacılık sağlık ve sigorta şirketlerinde müşteri davranışları gibi çok fazla miktarda bilgi işlemi gerektiren alanda kullanılabilir.

Yapay zekanın üzerine yapılan araştırmaların artması ve hızlanması ile günlük hayatımızda farklı etkileri olacaktır. Gelecekte insanlar yerine robotlar savaşacak diyebiliriz. Cebimizde taşıdığımız telefonlarda sağlığımız, işimiz, günlük programlarımız gibi alanlarda bizi yönlendiren yapay zeka uygulamalı mevcut olup hayatımıza farklı şekillerde farklı alanlarda girmiş olmaktadır. Ayrıca yapay zeka teknolojisiyle ses tanıma, parmak izi okuma, görüntü işleme, doğal dil işleme, muhakeme yapma uygulamaları yapılmaktadır. Evlerimizdeki ve hatta ceplerimizdeki birçok elektronik eşya yapay zeka ile donatılmış durumdadır.

Basitten karmaşığa doğru beş yapay zeka sistemini örneklersek;

►Apple Siri

Applenin Siri uygulaması kitap dahisi diyebileceğimiz bir düzeyde sorduğumuz sorulara cevap verebilecek kapasite de ve cevabı çok bariz bazı sorulara cevap vererekbazı emirlerimize itaat etme gibi yeteneklere sahiptir .

Microsoft Cortana

Microsoft’un yapay zekası Cortana Siri’nin üzerine birkaç özellik ekleyerek bir adım öne geçiyor. Örneğin daha önceden sorduğunuz bir sorunun kendisini ve cevabını hatırlayarak sonraki soruların cevaplarını daha etkili bir şekilde bulabiliyor.

Google Now

Google, Cortana’nın öğrenme algoritmasını biraz daha karmaşıklaştırarak sizinle sohbet edebiliyor.

► IBM Watson

Watson yapay zekanın göz bebeklerinden bir tanesi… Watson karmaşık hastane kayıtlarını analiz ederek mantıklı sonuçlar çıkartabiliyor ve bunları size sunabiliyor.

► IPsoft Amelia

ıpsoft amelia ile ilgili görsel sonucuYapay zeka camiasının yeni yıldızlarından Amelia artık ticari bir ürün olarak da satışa çıkarıldı. Amelia da önceden saydıklarımızın aksine bir de duygusal farkındalık eklenmiş. Gelecekte bu sistemin müşteri hizmetlerinin yerini tamamiyle alması bekleniyor.

Ne Kadar Güvenebiliriz?

Yapay zeka uygulamalarının üretim, savunma, güvenlik, istatistik, iletişim ve sağlık gibi alanlarda yoğun kullanımının artmasıyla beraber hızlı ve faydalı etkilerinin olacağı kesindir. Fakat son kararın işin uzmanları tarafından verilip raporlanması ve nihai sonuca erişimin sağlanması, kontrol ve takip sürecinin de güncel bir şekilde insanlar tarafından yapılması gerekmektedir. Böylece yapay zeka uygulamalarının teknolojiden kaynaklanan eksiklerinin vereceği olumsuz etkiler azaltılmış olacaktır.

videoblocks-concept-of-hyperloop-high-speed-white-passenger-train-moves-in-transparent-glass-tunnel-against-a-background-of-blue-sky-seamless-looping-element_bt4g9ku-m_thumbnail-full01

Ulaşımda Devrim: Hyperloop

We’re not selling transportation, we’re selling time.

Dünya, farkında olamadığımız bir hızla değişiyor. Her gün yeni bir kavram daha hayatımızda yer ediniyor. Bunlardan bir tanesi de, yukarıda gördüğünüz slogan ile yola çıkan ve ulaşımda devrimin öncüsü olacak olan Hyperloop.

2013 yılında, Elon Musk tarafından ortaya atılan Hyperloop (Bu fikri ortaya atan ilk kişi o değildir.) , o günlerden beri merak edilen bir konu oldu. O dönemde, Hyperloop ile ulaşılabilecek hızlar kamuoyu ile paylaşıldıktan sonra bu durum, pek çok insan için “uzak bir gelecekte gerçekleşebilecek” bir konu olarak kalmıştı. Fakat 4 yıllık süreç içinde Hyperloop, bu durumun hiç de düşünüldüğü gibi olmadığını gösterdi.

Hyperloop

Hyperloop, ilk deneme sürüşlerinde saatte 70 km/s’lik bir hıza ulaşmıştı. Fakat geçtiğimiz aylarda yapılan ikinci denemelerde 308 km/s‘lik hıza ulaşan Hyperloop, önceki denemelere göre büyük bir yol katetti. Projenin nihai hedefi ise, 1200 km/s’lik hıza ulaşmak.

Musk, Hyperloop’u ilk olarak New York ve Washington arasında kurmak istediğini belirtmişti. Geçtiğimiz yaz aylarında ise Boring Company aracılığı ile bu hayal gerçekleşme yoluna girdi. Boring Company, New York ve Washington arasını 29 dakikaya indirecek olan –normal süresi uçak ile 1 saat– Hyperloop için gerekli hükümet onaylarını aldı.

Peki Hyperloop’un bu muazzam hızı nereden geliyor?

Şu anda kullandığımız ulaşım araçlarının hızlarının neden çok daha fazla olmadığını hiç düşündünüz mü? Çünkü karşınızda çok büyük bir engel var: Sürtünme kuvveti. Yol veya ray ile yapılan sürtünme kuvveti sonucu motorun ürettiği gücün büyük kısmı sürtünme nedeniyle ısınan tekerlekler yüzünden atık ısı olarak havaya karışıyor. Bu sebeple, hızlanan araçlarda motorun benzin yakarak ürettiği enerjinin gittikçe daha az kısmı işe dönüşüyor.

Hyperloop ise, ray ötesi bir sistem kurarak sürtünme kuvvetini çok yüksek ölçüde ortadan kaldırıyor. Kapalı bir kapsül içerisinde, manyetik yastıklarla havada yolculuk edecek olan Hyperloop, bu sayede sürtünme engeline takılmadan çok yüksek hızlara ulaşabiliyor.

Ray Ötesi Sistem

 

Sürtünmenin kalkması ile Hyperloop’un elektrikli motorunun ürettiği enerjinin çok yüksek kısmı hızlanmak için harcanıyor.

Kaza yapar mı?

Musk’ın Hyperloop One şirketinin rakibi olan Hyperloop Transportation Technologies (HTT) şirketinin CEO’su Dirk Ahlborn geçtiğimiz sene Türkiye’de düzenlenen İnovasyon Haftası’nda “İnsan hatalarından kaynaklanan bir kaza yapma ihtimali yok.” açıklamasını yaptı.

İklim şartlarından etkilenmeyen, darbelere karşı dayanıklı bir kapsül içerisinde seyahat edecek olan Hyperloop’un herhangi bir çarpışmaya uğraması ihtimali yok. Bu sebeplerle, en güvenli ulaşım yollarından biri olacağı belirtiliyor.

Peki yapım maliyeti ne kadar?

Günümüzde bir hızlı trenin kilometre başına maliyeti, yaklaşık olarak 30 milyon dolardır. Hyperloop’un km başına maliyetinin ise, yaklaşık 13 milyon dolar olacağı tahmin ediliyor. Yani, hızlı trenden çok daha hızlı olan Hyperloop’un maliyeti, nispeten çok ucuz olacak.

Deneme testleri hızla devam ediyor. Hyperloop One ve Hyperloop Transport Technologies şirketleri, ilk Hyperloop hattını açmak için yoğun bir çaba sarf ediyorlar. İlk hattın ne zaman açılacağı ise kesin olarak belirlenmiş değil.

Ulaşımda devrim, daha yeni başlıyor ve oldukça uzun süreceğe benziyor. Elon Musk’ın, geçenlerde yaptığı “roketle ulaşım” fikrinden sonra Hyperloop’u geride bırakacak yeni teknolojiler konuşulmaya başlandı bile.

Acaba önümüzdeki on yıl içerisinde daha neler göreceğiz? Fakat sadece uzaktan seyretmek değil, daha iyisini yapmak için çalışmak dileğiyle, hoşçakalın.

Kaynakça:

  • hyperloop-one.com
  • pocket-lint.com
  • theguardian.com
  • ntv.com.tr
  • hürriyet.com.tr
Fields_Sunrises_and_sunsets_Tractor_525805_2880x1800

Tehlike Çanları: Tarım ve Dengesiz Yapılanma

Türkiye nereden bakarsanız bakın bir tarım ülkesidir. Kendi meyve ve sebze ihtiyacını karşılayabilecek seviyede verimli topraklara sahip olan ülkemiz maalesef tarımda büyük bir çöküş yaşıyor ve İç Anadolu Bölgesi tahıl cenneti olan ülkemiz tahılları ithal etmeye başladı. Dünya’da bir yandan savaşlar, katliamlar devam ederken diğer yanda hayat da devam etmektedir. Gelecek yüzyılda insanlığın susuzluk ve gıda eksikliğiyle karşı karşıya geleceğini bilim adamları yıllardır bas bas bağırmakta. Yani ne kadar paranız olursa olsun bir şişe su bulamadıktan sonra o para hiçbir işe yaramayacak. Tarımdaki bu gerileme nedenlerinden biri olarak dengesiz yerleşimleri, verimli topraklara ısrarla dizilen rezidansları, otelleri gösterebiliriz. Evet insan sayısı artıyor bunu biliyoruz ve yeni yerleşim yerleri yapılması lazım ancak yapılan yerlere de sadece üst tabaka insanların oturabileceğini kimseden saklayamayız. Yani yerleşim yerlerine milyonluk rezidanslar dikerek bu sorunu halledemeyiz. Daha az nüfuslu şehirlerimize iş gücü anlamında yatırım yapmamız daha yararlı olacaktır.

Şimdi gelin sizinle nereden ne ithal diyoruz bunlara bir göz atalım:

  • Arpa: Çin, Güney Afrika, Şili, Arjantin
  • Ayçiçeği: Moldova, Bulgaristan, Romanya
  • Antep Fıstığı: İtalya, Almanya, Mısır, İran
  • Buğday: Rusya, Kazakistan, ABD, Meksika
  • Çay: Srilenka, Kenya, Endonezya, Çin, İran
  • Domates: Rusya, Ukrayna
  • Kuru Fasulye: Çin, Mısır
  • Patates: Hollanda, Almanya, Fransa
  • Yulaf: Ukrayna, Macaristan
  • Nohut: Hindistan, Meksika

Evet görüyoruz ki tahıllarımızı dahi ithal eder bir durumdayız. Ancak bizim topraklarımızda bunlar zaten yetişiyor. İşte harita:

Türkiye Tarım ve Hayvancılık Haritası

Nedenlerden biri olarak yanlış yapılanmayı göstermiştim. Haydi gelin şimdi de biraz yapılanmalardan bahsedelim. Konya’dan başlamak isterim. Konya bizim için çok önemli bir tarım bölgesi, ancak alarm vermeye başlıyor. TÜİK’in verilerine göre 26.000 km²‘lik tarım arazisinin 7.000 km²‘si amaç dışına çıktı. Nedeni ise erozyon ve tabiki de yanlış yerlere yapılan inşaatlar. 2005 yılında devlet, Toprak Koruma Kanunu çıkardı fakat sahada uygulaması aksatılmakta. Tarım arazisinin üzerine bir devlet hastanesi yapılıyor. Her yere hastahane yapabilirsiniz ama her yerde tarım yapamazsınız.

Ve Çukurova… Çukurova bırakın Türkiye’yi Dünya’nın en verimli toprakları sıralamasında bazı kaynaklara göre 3, bazılarına göre 4. sırada. Ancak yapılan beton yapılar toprak verimliliğine zarar veriyor ve yakınındaki arazilerin verimini düşürüyor. TÜİK verilerine göre 2003 ve 2013 yılları arasında tarım arazilerinin 1.204 km²‘sini kaybetti.

Diyarbakır’da ise karpuzlar yerine kum ocakları ve şantiyeler var. Düz ve tarıma uygun arazilere ise konutlar hakim. TÜİK’in verilerine göre Diyarbakır 1/4’ünü kaybetti tarım arazilerinin.

Türkiye bu zamanlarda birçok politik sorunla uğraşıyor fakat hayat da devam etmekte. Susuzluk, havasızlık ve üretkenliğimizi yitirme tehlikesiyle karşı karşıyayız. Aynı şekilde ağaçlarımızı da kaybediyoruz. Dengesiz yapılanmalarımız ağaçları yok ediyor. İstanbul’da şuan 705 rezidans, 72 alış-veriş merkezi inşa edilmekte. Kuzey ormanlarının da imara açılması durumunda 7.5 milyon nüfus daha İstanbul’a eklenecek ve bu felaket demek. Ormanlarımıza, kaynaklarımıza, tarım arazilerimize sahip çıkalım; çiftçilere destek olalım. Dengesiz yapılanmalara karşı yaptırım uygulanmalı.

Allah’a emanet olun…

Kaynakça

  • Türkiye İstatistik Kurumu
  • Al Jazeera Türk
  • Diyarbakır Ziraatçılar Odası

BilimX, yaklaşık 2 senedir ürettiği 120'den fazla bilimsel makaleyi revize ediyor. Şu anda yazıların %30'u revize edilip yayınlandı. Kasım ayında tamamı bitirilip bilimseverlere sunulacaktır.  İyi Okumalar!