tdih-jan18-HD

1. Dünya Savaşı: Enkaz, Tamir ve Kalıntı #9

Savaş bitmiş, ateşkes antlaşmaları imzalanmıştı. Fakat tam bir sulh durumunun tesisi için gerekli olan barış antlaşmaları Paris Barış Konferansı’nda hazırlandı. Temel olarak konferansa hakim olan beş muzaffer devlet vardı: İngiltere, Amerika, İtalya, Fransa ve Japonya. Konferansta, bu devletlerin temsilcilerinden oluşan bir konsey bina edildi. Esasen bu konseyin hakim devletleri de Fransa ve İngiltere olmuştur. Çünkü muzaffer devletlerden Amerika’yı konferansta şahsen temsil eden Başkan Wilson için tek gaye, Avrupa’da daimi bir barışı sağlayabilecek Milletler Cemiyeti’nin kurulmasıydı. Fakat Fransa ve İngiltere tam aksine barışın teminatını değil, halihazırda sağlanan barış durumunda kendi çıkarlarını en karlı biçimde icraya dökmenin yollarını arıyorlardı. Japonya, Avrupa ile ilgilenmediğinden konferansa pasif olarak katıldı. İtalya ise tam bir üvey evlat muamelesi gördü.

4 Büyükler

Paris Barış Konferansı’nın dört büyüğü… [Soldan sağa: Lloyd George(İngiltere), Vittorio Orlando(İtalya), Georges Clemenceau(Fransa) ve Woodrow Wilson (Amerika Birleşik Devletleri)][/caption]Fransa Başbakanı Clemenceau ve İngiltere Başbakanı Lloyd George, Avrupa’nın klasik çıkarcı diplomasisini takip etmekteydiler. Almanya’yı bir daha sesini çıkaramayacak kadar ezmek istiyorlardı. Muzaffer Devletler’in başbakan ve dışişleri bakanlarından meydana gelen Onlar Konseyi, esas meseleleri çözdükten sonra, teferruatın tespitini komisyona bıraktılar.

Barış Antlaşmaları bu metotla hazırlandı. Elbette, hazırlanan ilk barış, en büyük düşmanları ile oldu.

Almanya ile Barış: Versailles Antlaşması

Bu barış antlaşması hazırlandıktan sonra 1919 Mayıs’ında Alman Dışişleri Bakanı Rantzau başkanlığındaki Alman heyetine sunuldu. Alman heyeti barışın birçok noktasına itiraz etse de, galip taraf antlaşmayı bir ultimatom olarak Almanlara imzalattırdı. Nitekim 28 Haziran’da Versay Sarayı’nda imzalanan bu antlaşma, Almanlar arasında Diktat(Dikta) olarak anılmaktadır. Aynı şekilde, Alman delegasyonunun başındaki Rantzau da görüşmeler sırasında, ”Bizden savaşın çıkmasının yegâne suçlusu olduğumuzu kabul etmemiz isteniyor. Kendi ağzımla böyle bir itirafı(!) yaparsam, yalan söylemiş olurum.” sözlerini sarf etmiştir.

Almanya’nın Kaybettiği Topraklar

Temel Hükümleri:

  • Toprak olarak, Almanya Belçika’ya Eupen,Malmedy ve Moresnet’yi; Fransa’ya ise 48 yıl önce Prusya Devleti iken aldığı Alsas-Loren topraklarını geri veriyordu. Saar bölgesi de Fransa’ya bırakılıyordu. Poznan ile Batı Prusya topraklarını da Polonya’ya devrediyordu.
  • Almanya, Avusturya Almanları’nın kurduğu Avusturya Cumhuriyeti ile birleşmeyeceğine dair taahhüt veriyordu. Ek olarak Almanya, Ren bölgesini askerlikten tecrit edilecekti.
  • Almanya bütün denizaşırı topraklarından, yani tüm sömürge kaynaklarından vazgeçiyordu.
  • Almanya’ya tamirat borcu ismiyle yüklü miktarda tazminat borcu da yüklendi. Borcun miktarı, Almanya’nın ödeyebileceğinin çok üstündeydi ve onu ekonomik prangaya mahkum ediyordu.
  • Almanya’da mecburi askerlik kaldırılıyor, ve ordusunda maksimum 100.000 kişi sınırlamasına gidiliyordu.

Savaşın bitmesiyle Almanya’da II. Wilhelm’in tahtı ve tacı bırakarak Hollanda’ya kaçmasının peşi sıra sosyalistler tarafından devralınan hükümet, cumhuriyeti ilan etti. 1871’da kurulan 2. Reich, 1. Dünya Savaşı’nın ardından yıkılıyor ve onun yerine Alman Cumhuriyeti tarih sahnesine çıkıyordu. Genç cumhuriyet, sırtında Versay gibi ağır bir yükle ömrüne başlıyordu, fakat bu yük onu yavaşlatmak yerine kamçılayacak; ve tam da bu kamçılama, dünyayı bambaşka –ve muhtemelen daha kanlı– bir istikbale sürükleyecekti.

Avusturya ile Barış: Saint Germain Antlaşması

Avusturya Almanları, imparatorluk dağılınca kendi devletlerini kurdular. Fakat kurdukları devlet bir cumhuriyetti. Macaristan’ın da bir cumhuriyet kurmasıyla birlikte, 900 yıl boyunca Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde hükümdar olarak kendini kabul ettirmiş Habsburg Hanedanı’nın hakimiyeti de son buluyordu.

10 Eylül 1919 tarihli bu antlaşmayla birlikte Avusturya; Macaristan, Çekoslavakya ve Yugoslavya Devleti’nin bağımsızlığını tanıyordu. Savaş boyunca Avusturya ile Rusya arasında çok kanlı harplerin cereyan ettiği bölge olan Galiçya’yı Polonya’ya bırakıyordu. Bunun yanısıra Tirol ile Trieste’yi İtalya’ya ve Bukovina’yı da Romanya’ya terk ediyordu. Aynı şekilde Milletler Cemiyeti’nin izni olmadan Almanya ile birleşmeyecekti. Yine Avusturya’da da mecburi askerlik kaldırılıyor, ve asker sınırı 30.000’e indiriliyordu.

1. Dünya Savaşı ve St. Germain Barışı ile Avusturya Devleti; topraklarının %85’ini, nüfusunun da %86’sını kaybediyordu. Kalan 7 milyonluk nüfusunun da 2 milyonu başkent Viyana’da bulunuyordu. Bununla birlikte zengin tarım ve endüstri bölgelerinin de Avusturya Devleti’nden tabiri caizse resmen koparılıp alınarak yeni devletlere bölüştürülmesi, bunların üstüne Avusturya’nın sırtına bir de tamirat borçlarının yüklenmesi, devleti ekonomik bakımdan tam bir çıkmaza sürüklemiş oluyordu.

Günümüzde ise Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun toprakları, tam 12 devlet arasında bölüştürülmüş durumdadır. Bu topraklar: Hırvatistan’ın, Çek Cumhuriyeti’nin, Macaristan’ın, Avusturya’nın, Slovakya’nın, Slovenya’nın ve Bosna-Hersek’in tamamı; Romanya’nın kuzeybatısı, Sırbistan’ın kuzeyi, Ukrayna’nın batısı, Polonya’nın güneyi ve son olarak İtalya’nın kuzeydoğusudur…

Bulgaristan ile Barış: Neuilly Antlaşması

27 Kasım 1919 tarihli bu barış ile birlikte Bulgaristan Güney Dobruca’yı Romanya’ya, Gümülcine ve Dedeağaç’ı Yunanistan’a, Tsaribrod ile Sturmitsa bölgesini de Yugoslavya’ya devretti. Bulgaristan’ın Akdeniz (bugünkü Ege Denizi) ile bağlantısı kesiliyordu.

Orduda da kısıtlamaya gidiliyordu. Bulgar ordusu 25.000’in üzerine çıkmayacak, zorunlu askerlik kaldırılacak, bütün hava ve deniz kuvvetleri tasfiye edilecekti. Ekonomik olarak, yine Bulgaristan’ın sırtına da yüklü niktarda tamirat borcu yükleniyordu.

Macaristan ile Barış: Trianon Antlaşması

4 Haziran 1920’de yine Versay’da imzalanmış olan bu antlaşma ile, savaş sırasında ve öncesinde dışişlerinde Avusturya hükümetine bağlı olan fakat içişlerinde hür olan Macaristan; şimdi tamamen bağımsız bir devlet olarak ortaya çıktığında, galip devletler onu da es geçmemiş oluyorlardı.

Bu antlaşmanın geç kalmasının temel sebebi, komünistlerin sarsık otoriteden faydalanarak bir ayaklanma girişimine atılmalarıdır. Bu girişim üzerine bir de hükümet kuran komünistler, Romanya ve Çekoslavakya’nın Macaristan’a girmesiyle tasfiye edildiler. Bunun üzerine Macaristan’da kurulmuş tek hükümet olan Karolyi’nin hükümeti ile masaya oturuldu.

Macaristan bu antlaşma ile birlikte, topraklarının, tarim arazilerinin, endüstriyel alanlarının ve ormanlarının büyük bir kısmını kaybetmiş oluyordu. Ordusunda da kısıtlamaya gidiliyor, Macar ordusu 35.000 kişiye indiriliyordu. Bunun yanı sıra bütün deniz ve hava kuvvetlerini tasfiye edecekti.

Osmanlı ile Barış: Sevr Antlaşması

Mondros Ateşkesi’nden sadece bir hafta sonra, İngiliz donanması Çanakkale’den geçti ve İstanbul’u işgal etti. İşgale yoğun tepki gelmesi üzerine, işgalin geçici olduğu(!) ve sebebinin İstanbul hükümetini korumak olduğu(!) bir bildirge halinde yayımlandı. İngilizler 12 Ocak 1920’de açılmış olan son Meclis-i Mebûsan’ı, ”Misâk-ı Millî” telkinleriyle ortaya çıktığı için 11 Nisan’da tasfiye ettiler. Fakat bu meclisin kapatılması, Osmanlı mebuslarını 12 gün sonra, yani 23 Nisan 1920’de Ankara’da açılacak olan başka bir meclise yönlendirecekti. Bu durum da Osmanlı diplomasisini baştan aşağı değiştiriyordu.

Fransız Generalin İstanbul’da Zafer Yürüyüşü

10 Ağustos 1920 tarihli bu barış antlaşmasının gecikmesinin de iki ana sebebi bulunmaktadır:

  1. Ege ve çevresinin, İngiltere’nin isteğiyle Yunanistan’a sunulması üzerine İtalya’nın şiddetli muhalefeti…
  2. Savaş sırasında alınan kararlara göre Rusya’ya devredilmesi kararlaştırılan bölgeler(Doğu Anadolu ve Boğazlar) hakkında yeni kararlar verilmesi ihtiyacının doğması…
    Barış görüşmesi için Paris’e Osmanlı heyeti, önlerine getirilen şartlar karşısında tıpkı müttefikleri gibi beyinlerinden vurulmuşa döndüler. Heyetin başındaki Ahmet Tevfik Paşa, bu şartlar altında herhangi bir antlaşma imzalanamayacağını belirterek Paris’ten ayrıldı. Bu gelişme üzerine İtilaf Devletleri, Osmanlı’yı antlaşmaya zorlamak için, işgal uygulamasına karar verdiler. İzmir’de toplanmış Yunan kuvvetlerini Anadolu içlerine sürerek Osmanlı’yı yıldırmak istiyorlardı. Balıkesir, Bursa, Uşak ve Edirne kısa sürede Yunan kuvvetleri tarafından ele geçirildi. Bu şartlar altında toplanan Saltanat Şûrası, barış görüşmelerinin tekrarına yönelik karar aldı ve bu sefer heyetin başına Damat Ferit Paşa geçirildi. İkinci heyet, bu ağır şartlar içeren barışı imzaladı. Antlaşmanın şartları, Osmanlı’yı tam mânâsıyla ezmek için hazırlanmıştı:

    Sevr Anlaşması’nı İmzalayan Osmanlı Heyeti

    • Osmanlı Ermenistan Devleti’ni resmî olarak tanıyacak; Ermeni Devleti’nin topraklarını hakem sıfatıyla ABD Başkanı belirleyecek.(Başkan Wilson’ın kararıyla Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis illerini Ermenistan’a verilecekti.)
    • Osmanlı, Arap coğrafyası üzerinde hiçbir hak iddia etmeyecek.
    • Osmanlı Ordusu 40.000’le sınırlandırılacak ve tüm donanması tasfiye edilecek.
    • Edirne ve Kırklareli dahil olmak üzere Trakya’nın büyük bölümü Yunanistan’a; Ceyhan, Antep, Urfa, Mardin ve Cizre kent merkezleri Suriye’ye(Fransız mandası) bırakılacaktı.
    • Çanakkale ve İstanbul boğazları, savaş ve barış zamanlarında tüm devletlerin gemilerine açık olacak.
    • İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilcilerinden oluşan bir heyet Kürt vilayetlerinde bir yerel yönetim kuracak; bir yıl sonra Kürtler Milletler Cemiyeti’ne bağımsızlık için başvurabilecek.

    Fakat, Meclis-i Mebûsan İngilizlerin tasfiyesi sebebiyle kapalı bulunduğundan, antlaşmanın uygulamaya konulması Osmanlı kanunu için mümkün değildi. Ankara’da açılan Millet Meclisi de hem bu antlaşmayı reddetti, hem de imza atanları vatan haini ilan etti. Yasal dayanaktan yoksun olan bu antlaşma, 1. Dünya Savaşı’nın ardından uygulamaya konulamayan tek antlaşma olacaktır.

BilimX, yaklaşık 2 senedir ürettiği 120'den fazla bilimsel makaleyi revize ediyor. Şu anda yazıların %30'u revize edilip yayınlandı. Kasım ayında tamamı bitirilip bilimseverlere sunulacaktır.  İyi Okumalar!