gen-otomobil

Röportaj: Türkiye’nin İlk Elektrikli Otomobili: GEN

BilimX, Gen Otomobil’in Ofisinde!

Her gün biraz daha gelişen teknolojiye ayak uydurmaya çalışan Türkiye’miz petrollü araç pazarında diğer dünya devletleri arasında geri kaldığı gibi elektrikli araç pazarında da geri kalmak istememiş, bir yandan bu konuda TÜBİTAK ile AR-GE faaliyetlerine başlamış bir yandan da özel sektöre “Yerli elektrikli otomobil markası çıkaracak babayiğitler aranıyor!” çağrısında bulunmuştu.

Bugün bu babayiğitlerden biri olan ve ilk yerli elektrikli otomobil markası girişiminde bulunan Gen Otomobil’in üç yönetim kurulu üyesinden biri olan Nail Güzel ile, yaptıkları çalışmalar konusunda gerçekleştirdiğimiz röportajı sizlerle paylaşacağız.

 

Projeye ne zaman başladınız?

-Projeye 2014 yılında başladık. O yıl, GEN1 adını verdiğimiz bir elektrikli otomobil yaptık. GEN1 tamamen el yordamı ile yapılan bir araçtı. Demir şasesi vardı, gövdesi şu anda ürettiğimiz araçlardaki gibi karbon fiber değil, fiber glass’dı. Üzerine yurtdışından temin ettiğimiz motor, motor sürücü ve bir takım başka ekipmanlar koymuştuk. O tamamen “proof of concept” denilen, işin zorluklarını öngörmek ve ortaya bir prototip koyma amaçlı yapılan bir üründü. GEN1 projesini başarı ile tamamladıktan sonra elektrikli otomobillerde bulunan bütün alt sistemlere aşina olduk. Batarya paketi, batarya yönetim sistemi, elektrik motoru ve sürücüsü ve bunlar gibi diğer araç içi elektrik/elektronik ekipmanlarda ihtiyaçlarımızın neler olacağını öğrendik. Ondan sonra, otomotiv sektöründe tecrübesi olan mühendislerden oluşan bir ekip oluşturduk ve şu anda bu ekiple beraber Yıldız Teknopark içerisinde Ar-Ge çalışmalarımızı gerçekleştiriyoruz.

Araba şu an tamamlanmış vaziyette mi, seri üretime hazır mı?

-Üzerinde çalıştığımız 3 araç tipi var. Bunlar hatchback, sedan ve hafif ticari sınıfında bir araç. Hatchback model aracımızın projesini ve ilkörneğini tamamladık. Bu aracımız ile 6 Eylül 2017 tarihinde MMG’nin düzenlediği 2. Ar-Ge ve İnovasyon Zirvesine katılarak ilk defa görücüye çıktık. Sedan aracımızın ise projesi tamamlanmış ve çoğu parçası üretilmiş vaziyette, şu anda da montaj aşamasında. Atölye çalışmalarıyla bu aracı da tamamlamak üzereyiz. Geliştireceğimiz üçüncü model aracın, yani hafif ticari aracımızın ise proje aşamasındayız. Seri üretim konusunda ise asıl girişimlerimiz 2018 yılında olacak.

GEN ismi nereden geliyor?

-GEN ismi kurucularımızın baş harflerinden geliyor. Gürsel, Emin, Nail. Aslında biz bir aile şirketiyiz kuruluş olarak. Gürsel babamız, Emin benim abim, ben de Nail.

Aracın Teknik Özellikleri:

Aracınız tek şarj ile en fazla kaç km yol alabiliyor?

-Hatchback tipindeki aracımız 1 tam şarj ile 350 km yol yapabiliyor. Aslında batarya grubunu büyüterek menzili daha da arttırmak mümkün, ancak bu artışla beraber aracın ağırlığı ve buna bağlı birçok farklı parametre de etkileneceği için bu araca uygun batarya paketinin bu şekilde olması gerektiğini uygun gördük. Burada dikkat edilmesi gereken husus; uzun mesafe katedebilen, kullanışlı ve maliyet etkin bir araç tasarlamak. Ayrıca rejeneratif frenleme sistemi sayesinde, araç bir hızda ilerlerken ayağınızı gaz pedalından çektiğiniz zaman var olan enerjiyi pillere geri depolayarak menzilde artış da sağlayabiliyoruz.

Araç kaç saatte şarj oluyor?

-Evin prizine takılırsa yaklaşık 12 saatte, hızlı şarj noktalarında ise yaklaşık 1 saatte şarj oluyor. Türkiye’de de şarj istasyonları her geçen gün daha da yaygınlaşıyor. Bu konuda önemli çalışmalar yapan firmalar var ve yakın gelecekte ülkenin her noktasında şarj istasyonlarına ulaşımın çok kolay olacağına inanıyoruz, zira petrol tankerlerle taşınan bir madde iken elektrik şu anda bile ülkenin her tarafında mevcut. Önümüzdeki yıllarda elektrikli araçlar yaygınlaştıkça her sitede bir şarj istasyonu kurulması gibi zorunluluklar da getirilebilir.

Örnek: Elektrikli Araç Şarj İstasyonu

Aracınızın kablosuz şarj özelliği var mı?

-Şu an için bu konuda bir çalışmamız yok.

Aracınız 0-100 km arasını kaç saniyede çıkıyor?

-Hatchback için konuşacak olursak 8 saniye civarlarında 0’dan 100 km’ye çıkıyor.
Elektrik motorlarının kalkış esnasında sağladığı tork değeri sabit olduğu için, belli bir hıza kadar çok hızlı kalkış yapabilirsiniz. Bu nedenle elektrikli arabalarının benzin ve dizel yakıtla çalışan araçlarla kıyaslandığında en avantajlı olduğu noktalardan biri de bu. Tabii kalkış süresini etkileyen tek nokta araçtaki elektrik motorunun gücü değil. Batarya paketinin anlık olarak kaç amper verebildiği, aracın ağırlığı, aerodinamik tasarımı gibi faktörler de bu süreyi etkiliyor.

Aracınızın çıkabildiği son hız nedir?

-Geliştirdiğimiz araçlarda şanzıman bulunmadığı için, son hızımız yaklaşık 140 km/saat civarı. Zaten Türkiye’de otoyollarda yapabileceğiniz en yüksek hız 120 km/saat olduğu için bu konuda bir sıkıntımız yok.

Elektrikli araçlarda vites bulunuyor mu?

-İstenilse konulabilir, fakat ihtiyaç yok. Çünkü elektrik motorları, benzin ve dizel ile çalışan motorlara göre çok daha düzgün tork verebiliyor. Bu araçlar dururken, kalkış esnasında oldukça yüksek tork değerlerine ulaşabilirsiniz. Bu da konvansiyonel araçlarda ihtiyaç duyduğumuz, kalkışta düşük vitese takarak torku arttırma ihtiyacını yok ediyor. Bunun dışında, vites sistemi için yerleştirilen dişli sistemler de enerji tasarrufunda büyük bir düşüşe sebep oluyor. Bu ve bunun gibi sebeplerden dolayı elektrikli araçlarda vites pek tercih edilmez.

 

Bu araba ne kadar yerli?

-Bu araçta yerli olmayan bir tek piller var. Bu pilleri şu an için maalesef Türkiye’den temin edemiyoruz. Fakat pil üretimi konusunda Ar-Ge faaliyetleri devam eden bazı şirketlerle görüşmelerimiz devam ediyor, yani bunu da yerlileştirmeye çalışıyoruz. Bu konudaki dışa bağlılığımızı yok etmek bizim için çok önemli. Pilleri yurtdışından temin etmek arabanın fiyatının da önemli bir bölümünü etkiliyor.

Bunun dışında, motor ve sürücü dahil ana sistemlerde bulunan tüm parçalar tamamen kendi tasarımımız ve üretimimizdir. Arabanın şasi ve gövdesi de tamamen özgün tasarımımız ve kendi üretimimiz olmakla beraber, ön takımlarda bulunan mekanik parçalar da kendi üretimimiz. Geliştirdiğimiz ürünlerin tasarım ve mühendislik işlerini hallettikten sonra kesim, döküm gibi işlerin bir kısmını kendi atölyelerimizde, bir kısmını ise iç sanayiide yaptırdık. Ama tabi çok kolay yapılabilecek, basit veya elektrikli araba ile alakalı olmayan bazı ek parçaları iç pazardan temin ettik. Onlar da zaten Türkiye’deki otomotiv fabrikalarında üretilen yerli malzemeler.

Bu projede toplam kişi görev aldı?

-Proje aşamasında toplam 12 mühendis yer aldı.

Anladığımız kadarıyla benzinli araçlar için motorun kalitesi, önemi ne ise elektrikli araçlar için de pil çok önemli bir faktör. Eğer Türkiye dünya piyasasındaki elektrikli araç rekabetinde sivrilip üste çıkmak istiyorsa özgün, kaliteli ve kendi hammaddeleri ile pil üretebilmeli. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

-Kesinlikle hak veriyorum sizlere. Ülkemizde pil üretmeliyiz. Yoksa bugün nasıl petrol için 50 sene ömür biçiliyorsa biz de ileride yeteri kadar pil bulmakta zorlanabiliriz. İşin ehli olan insanların buna el atması lazım. Gerek üretimde, gerek Ar-Ge’de. Acil bir şekilde! Buna hazırlıklı olmalıyız yoksa önümüz kesilir.

Pil için şu anda en çok tercih edilen maden lityum fakat sonuçta o da bir maden ve petrol gibi yakında onun da az bir ömrü kalabilir. O zaman pil üretiminde bir sıkıntı yaşar mıyız?

-Alternatif madenler var, tüm piller lityum tabanlı değil ki. Şu an lityum sadece daha popüler. İçindeki kimyasalları farklı olan piller de var. Lityum’a alternatif olabilecek enerji depolama sistemleriyle ilgili de bazı çalışmalarımız var. Bu çalışmalar başarılı olduğu takdirde ileride bu konuda da bilgi paylaşımı yapabiliriz.

Seri üretime nasıl geçebilirsiniz?

-Bu bizim vereceğimiz kararlara bağlı. İlk başta küçük süreçten başlamak gerekiyor. Yapılacak yatırımlarla beraber üretim kapasitemizi de kademeli bir şekilde büyüteceğiz.

Projenin yapım sürecinde en çok zorlandığınız an nedir?

-Teknik konularda birçok kez zorlandık, ancak geliştirdiğimiz ürünle halkın önüne çıkmak bizim için manevi bir eşikti diyebilirim. O yüzden, bu sorunuzun cevabı ilk defa halkla buluşmak olur.

Bizlerle tecrübelerinizi paylaştığınız için ve proje hakkında vermiş olduğunuz bilgilerden dolayı çok teşekkür ederiz. Ekibimiz ve tüm okurlarımız adına çok faydalı bir röportaj olduğuna inanıyoruz. Umarım herkes öykünüzden ve bu cesur girişiminizden ilham alır ve kendi nice başarılarla dolu hayırlı öykülerini yazarlar. Allahaısmarladık.

-Sağ olun, biz teşekkür ederiz.

Gen Otomobil’in reklam filmini izlemek için buraya tıklayın.

361391

Göz Hakkında Yanlış Bilinen 3 Konu

1- “Miyop veya hipermetrop biri gözlük takmazsa derecesi büyür.”

Arkadaşlar, ister miyop olun ister hipermetrop hatta astigmat olun bu hastalıklar gözün büyüklüğü, şekli ile ilgili. Mesela siz ayakkabınızı giyseniz de giymeseniz de ayak numaranız sabittir. Bunun gibi bu hastalıklarda gözün önüne bir gözlük yani mercek koymakla düzelmez, koymadın diye de bozulmaz.

Örnekte görüldüğü gibi bu hastalıklar gözün şekline bağlı. Bunlar gözlük ile değişmez. Peki diyeceksiniz lazer ameliyatı sırasında (gözlükten kurtulma ameliyatı olarak da bilinir) aslında gözün şeklini mi değiştiriyorlar, hayır arkadaşlar. Burada önemli olan gözün şekline bağlı olarak gelişen gözün önünde bulunan merceğin yapısı. Kısaca doktorlar bu merceği kalınlaştırarak veya incelterek gözünüzü düzeltmiş oluyorlar diyebiliriz.

 

2- “Çok yakından televizyon izlemek gözü bozar.”

Arkadaşlar yukarıda da bahsettiğim gibi gözün şeklini, mercek yapısını kolay kolay değiştiremezsiniz. Bu öyle televizyon izleyerek bozulacak bir şey değil ki. Sonuçta televizyondan gelen şey de nihayetinde bir ışık.

Belki kısa süreli, beş dakikalık mesela, bir ağrı olabilir ama bu gözünüzün bozulduğu anlamına gelmez. Ama tabi ki saatlerce bilgisayarın veya televizyonun başında oturmak zararlıdır. Göze olmasa da vücudun başka yerlerine zarar verir. Uzun süre hareketsiz kalmak çeşitli hastalıklara yol açıyor. Gece uyurken vücudumuz dinleniyor, bir sürü biyolojik olay gerçekleşiyor ve vücudunuz bir nevi yenileniyor ama gündüz vücudunuzun uzun süre hareketsiz kalması damar tıkanıklığına yol açabiliyor. Bunun gibi bir çok şey olabilir. En azından iki saatte bir kalkıp birkaç dakika yürümek iyi gelecektir.

3- “Havuç görmeyi arttırır.”

Arkadaşlar, zaten düzenli yeşillik, sebze, meyve yiyen biriyseniz gerekli vitaminleri en iyi şekilde alıyorsunuzdur. Fazladan havuç yemekle görmeniz artmaz. Dediğim gibi görmenizin düzelmesi veya bozulması gözünüzün şekli ile ilgili. Bunu havuç yiyerek düzeltemezsiniz. Ama tabi gözün de diğer organlar gibi ihtiyacı olan besinler var. Örneğin A, B2, E, C gözümüz için gerekli, faydalı diyebileceğimiz vitaminlerden. Evet Havuçta A vitamini bulunur, faydalıdır ama A vitamini sadece havuçta değil balıkyağı, karaciğer, böbrek, süt, yumurta sarısı, buğday, havuç, mantar, baklagiller, fıstık, ceviz ve domates gibi başka besinlerde de bulunur. Ayrıca gözümüz için tek faydalı vitamin A değil dediğim gibi başka vitaminlerde var. Yani demek istediğim siz yemek seçmezseniz, neyin mevsimi ise onu yerseniz elinizden geleni yapmış olursunuz. Siz ıspanak da yiyin, brokoli de yiyin. Pazarda neyin mevsimi ise alın yiyin. Arada balık alın, et alın yiyin. Yediklerinizi olduğu gibi yiyin. Üzümü çekirdeği ile yiyin. Bu arada üzüm çekirdeği de çok kuvvetli bir antioksidan içerir. Bu bazı hastalıkların tedavisi için çok önemli. Haliyle bizim için de önemli, faydalı.

Referans:

Medeniyet Üni. Göz Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Demirok

Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Elvan Yalçın

 

Van Gölü Hakkında Merak Edilenler?

Van Gölü Hakkında Merak Edilenler?

Van Gölü ülkemizin en büyük yüz ölçümüne sahip gölü olmakla beraber Dünya’nın en büyük sodalı gölüdür yani pH değeri 9-12 arası bazik bir göldür.

Sevgili Göl

İşte! Hepimizin aklında farklı şeyler çağrıştıran, çocukluğumun kucaklarında geçtiği o sevimli ve bir o kadar gizemli göl : )

Göl’ün Kısaca İlginç Yanları

Van Gölü’nün Türkiye’deki Nazik, Erçek, Balık gibi diğer volkanik set göllerinden en göze çarpan özelliği şüphesiz büyüklüğüdür. Çevresinde de bulunan bu diğer volkanik set göllerinden yaklaşık 30 hatta çoğundan yaklaşık 100 kat daha büyüktür. (Bu büyüklük oranlarını yüz ölçümlerine göre hesapladım.) Aynı zamanda çok sayıda koyu da bulunan Van Gölü’nün yüz ölçümü 3.713 km2 ‘dir. Yani Üsküdar 58 km2  olduğuna göre demek ki Van Gölü’ne yaklaşık 64 tane Üsküdar sığabilir.

Gölün suyunu ne deniz ekosisteminde ne de tatlı su ekosisteminde değerlendirebiliyoruz çünkü suyu tuzlu ve sodalıdır bu arada 9. sınıf Kimya dersimizi biraz hatırlayacak olursak deterjan gibi temizlik malzemelerinin aynı Van Gölü gibi bazik olduğunu görmüştük. Evet! Doğru, Van Gölü de bir temizleyici maddedir. Hatta içeriğindeki tuz ve soda ile beraber bu iş için daha verimli hale geliyor hatta sabunsuz köpük bile veriyor. Yani yanlış anlamayın. Tabi herkes ne yıkıyorsa evinde yıkasın ama zannımca kıyafetimi deterjan ile yıkamak yerine Van Gölü’nde yıkasam doğaya daha az zarar vermiş olurum. Sonuçta bu deterjanlar kanalizasyon boruları ile denizlere dökülmüyor mu?

Bazı Sayısal Veriler

Göl suyundaki tuzluluk oranı %0,19; pH değeri ise 9.8’dir. Zaten Van Gölü’nün yüksek rakıma ve sert kışlara rağmen donmamasının sebebi de budur. Yüksek rakım demişken denizden ortalama yüksekliği 1646 metredir tabi bu yükseklik iklime bağlı olarak yükselip alçalmaktadır. Gölün ortalama derinliği 171 metre olup en derin yeri ise 451 metredir. Kendisinden sonra Türkiye’deki en derin noktaya sahip Hazar Gölü’nden iki kat daha derin yani.

Canlı Çeşitliliği

Göl’de tek bir balık çeşidi (inci kefali) olmasının sebebi gölün tuzlu-sodalı suyunun biyolojik çeşitliliği sınırlamasıdır. Balık çeşitliliğinin azlığının yanı sıra gölde bilinen 103 tür fitoplankton ve 36 tür zooplankton yaşamaktadır.

Göl’de Yatan Servet!

Gölün madeni değeri de çok yüksektir. 2015 yılında yapılan araştırmalara göre gölde piyasa değeri 7.5 milyar dolar olan çözülmüş halde 50 tonluk Nükleer Santrallerde yakıt olarak kullanılan çok değerli bir maden olan Uranyum tespit edilmiştir. Gölümüzün doğal güzelliği bozulmadan bu konuda çeşitli araştırmalar yapılabilir ve bu su arıtılarak Uranyum elde edilebilir.

Turistik Özellikleri

Ayrıca turistik bir zenginliğe de sahip olan gölün doğu bölümünde dört ada vardır. Bunlar Akdamar, Çarpanak, Adır ve Kuş Adaları’dır. Van Gölü’nün içindeki bu adalar harika manzaraları dışında içerdikleri çeşitli manastır ve kiliseleri ile tarihi ve turistik bir özelliğe sahiptir hatta 1990 yılında arkeolojik sit alanı ilan edilmiştir.

Akdamar Adası

Akdamar Adası’ndaki Ermeni’lerden Kalma Tarihi Kilise

 

Kısaca Oluşumu

Sene bundan yaklaşık 200.000 yıl önce. Yani daha Buzul Çağı’nın ortalarındayız. O zamanlar devasa bir çukur vardı ve bu çukur bir tektonik çöküntü bölgesiydi. (Tektonik Çöküntü Bölgesi: Çeşitli yer kabuğu hareketleri sonucu oluşan çukurlar, çöküntüler demektir.) Bizim şu an Bitlis’de bulunan  Nemrut Volkanik Dağı öyle püskürdü ki koca çukurun içine akan lavlar 60 km’yi aşkın bir set çekti ve bu çukurun önünü veya ağzını diyelim kapattı. Böylece zamanla yer altı sularıydı,yağmuruydu, içine akan nehriydi derken uzun bir zaman içinde doldu ve bu hale geldi. Bu arada biz gölleri oluşumlarına göre sınıflandırıyoruz. Van Gölü’nün bulunduğu yerin ağzını Nemrut Dağı’ndan akan lavlar set gibi kapattığı için Van Gölü’nü “Volkanik Set Gölleri” sınıfına ait kabul ediyoruz.

Son olarak Van Gölü’nün bir de “dev mikrobiyalitleri” meşhurdur. Onu da ayrı bir paragrafta anlatmayı düşündüm fakat konuyu fazla dağıtmayayım. Başka bir yazımızda ayrıntılarıyla ele alırız inşallah.

SONUÇ!!!

-Van Gölü’nde yatan bu serveti doğaya zarar vermeden nasıl ülke ekonomisine kazandırabilir ve işleyebiliriz?

-Deterjanların denizleri kirletmesinin önüne nasıl geçeriz,alternatif bir temizlik maddesi üretebilir miyiz?

-Van Gölü’nün diğer göllere nazaran yüksek olan tuz oranı ve pH değerinden dolayı donmadığını öğrendik. Peki, tuz ve pH değerinin acaba suya donmayı engelleyici nasıl bir etkisi oluyor?

(Cevaplarını bulabilirsem yorumlara yazarım ama lütfen siz de eğer merak ediyor ve ilginizi çekiyorsa araştırın tartışalım 😉

 

Ülkemizin bu çok değerli gölünü naçizane anlatmaya çalıştım, sonraki yazımızda görüşmek dileğiyle. 🙂 Okumak ve araştırmak ile kalın 😉

Yazan: Mahmut Demirok

 

Kaynakça:

https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%9Csk%C3%BCdar

https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%9Csk%C3%BCdar

https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87%C4%B1ld%C4%B1r_G%C3%B6l%C3%BC

https://tr.wikipedia.org/wiki/Ha%C3%A7l%C4%B1_G%C3%B6l%C3%BC

https://tr.wikipedia.org/wiki/Er%C3%A7ek_G%C3%B6l%C3%BC

https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%9Csk%C3%BCdar

http://www.bilgiustam.com/van-golu-ve-ozellikleri/

http://www.bilgitimi.com/uranyum-nerede-cikarilir-kullanim-alanlari-nelerdir.html

http://www.trthaber.com/haber/ekonomi/van-golunde-servet-yatiyor-108405.html

https://tr.wikipedia.org/wiki/Akdamar_Adas%C4%B1

https://tr.wikipedia.org/wiki/Akdamar_Adas%C4%B1

https://tr.wikipedia.org/wiki/Ad%C4%B1r_Adas%C4%B1

https://tr.wikipedia.org/wiki/Sodal%C4%B1_g%C3%B6l

Bilim ve Teknik Dergisi’nin Ocak 2016/ 578. sayısı/sayfa 56,57

 

Sıcak Soğuğu Geçti: Mpemba Etkisi Nedir?

Tüm Boyutlarıyla Mpemba Etkisi ?

Mpemba Etkisi’nin Farkedilmesi

“Mpemba etkisi nedir, bu isim nereden gelmiş?” şeklinde sorulan sorular karşısında genelde anlatılan klasik bir hikaye vardır. Hikaye o zamanlar bizim gibi lise öğrencisi olan Tanzanyalı Erasto B. Mpemba’nın 1963’te yaptığı bir deneyin hikayesidir. Aslında bu bir deneyden ziyade Mpemba abimizin bir dondurma karışımını buzdolabına sıcakken koyması ve bu sıcak karışımın arkadaşının karışımından daha hızlı donmasından başka bir şey değildir. Yani basit ama ilginç bir sonuç ortaya çıkıyor. Mpemba’nın kafası karışıyor, bu olayı gidip Fizk Hocasına anlatıyor. Sizin de tahmin edebileceğiniz gibi hocası da bir cevap veremiyor. Şu an siz de gidin Fizik Hocanıza sorun muhtemelen onlarda bilmiyordur hatta “Yok ya o öyle değildir, emin misin, Termodinamik Yasalarına göre bir şey vardı ama unuttum ya?(Tabi kimse böyle demez:D)” diyenler olabilir veya da Mpemba’nın bunu lisedeki hocasına sorduğunda hocasının ona gülmesi gibi bir cevap da alabilirsiniz. Fakat Mpemba Dar Es Salaam Üniversite’sinden Prof. Denis Osborne’e aynı olayları olayları anlatınca işler karışır. Bununla ilgli bir yazı kaleme alan Prof. Osborne daha sonra bunu yayımlar ve Newton’un Soğuma Yasaları’nın masaya yatırılmasına sebep olur. Daha sonra çeşitli cevaplar, tezler ileri sürülür. Bunlara zaten aşağıda değineceğim.

Erasto Mpemba and Denis Osborne (London, 2013)

Londra’dan, Erasto Mpemba (soldaki) ve Denis Osborne’nin bir fotoğrafı (2013).

Kısaca Mpemba Etkisi Nedir?

Mpemba Etkisi için kısaca sıcak ve soğuk iki su kütlesini aynı şartlarda soğutmamıza rağmen sıcak suyun şaşırtıcı bir biçimde soğuk sudan daha kısa bir sürede donmasıdır diyebiliriz. Evet, kulağa biraz garip geliyor! Sonuçta sıcak ve soğuk bu iki su kütlesini kaynatacak olsak sıcak suyun daha çabuk kaynaması gibi soğuttuğumuz takdirde de soğuk suyun daha çabuk donmasını bekleriz. Bunu gözlemlemenin en kolay ve pratik yolu soğuk bir havada -Türkiye’nin hava şartlarına bakacak olursak Aralık ve Ocak ayları bu iş için yeterince soğuk hatta -10 derecelik bir hava yeterli- yeni kaynatılmış sıcak bir suyun etrafa saçılarak her bir su zerresinin donarak buz kristallerine dönüşmesiyle oluşan güzel manzarayı izlemek olacaktır herhalde. Hatta isterseniz bunu bir de soğuk su ile deneyin ve aradaki farkı kendi gözlerinizle görün.

Peki Sebebi Neymiş?

Bu olayın açıklanması için 2012 Yılında Royal Society of Chemistry tarafından bir yarışma düzenlenmiştir. Araştırma gruplarındaki her araştırmacıya 1000 Euro ödül vaad edilmiştir. Bu yarışma için 22.000 yanıt gelmiş ve 10 Haziran 2013′ te açıklanan sonuca göre Hırvatistan’dan Zagreb Üniversitesinde Fiziksel Kimya alanında araştırma görevlisi olan Nikola Bregovic Kazanmıştır. Tesla’nın adaşı Nikola Bregovic’ te bu olayın temelinde konveksiyon olduğu sonucuna varmıştır.

“Peki arkadaş nasıl oluyor bu iş?”

Örneğimizdeki sıcak su, soğuk suya nazaran daha hareketli ve konveksiyon yoluyla ısı taşınımı çok hızlı olduğundan ve bunun da bir su zerresi olduğunu düşünecek olursak bir anda donduğunu gözlemleriz. Fakat soğuk su için bu olay çok daha yavaş gerçekleşir çünkü enerjisi de çok düşüktür.
Olaya bir de içinde sıcak ve soğuk su bulunan iki su bardağından bakalım. İkisini de buzluğa koyduk. Soğuk suyun üst kısımları buz tuttu bile ve yavaş yavaş altlara doğru ilerliyor ve ısı kaybı gitgide daha yavaş bir biçimde devam ediyor. Hey, o da ne! Sıcak sudaki ısı kaybı o kadar çabuk ilerliyor ki her tarafı sopsoğuk hatta dondu bile! İşte, dondu! Ve kazanaaan: Sıcak Bardak Takımııı! 😀

(Yukarıdaki yarışma örneğimdeki o bir bardak suyu bir su zerresi olarak hayal ederseniz daha kolay anlayabilirsiniz. Anlamadıysanız bir de bu şekilde düşünüp soğuk suyun enerjisinin düşük olduğundan dolayı konveksiynel akımın yani su zerresinin içindeki ısının taşınımının -diyeyim- çok yavaş olduğunu da hesaba katarak yarışmayı bir daha okuyun;)

SONUÇ!!!

-Demekten korkmayacakmışız!

-Merak edip sorgulayacakmışız!

Yazının, daima çevremize karşı merağımızı esirgemeden sorgulayabilmemiz husunda kendime ve okuyanlar bir katkı sağlaması umuduyla:) Allah’a Emanet;)

Yazan: Mahmut Demirok

Kaynakça:

http://kimyaca.com/mpemba-etkisi/

https://tr.wikipedia.org/wiki/Mpemba_etkisi

Whipple, Tom. (2013). “22,000 scientists still can’t explain the boy who kept his cool” (Ѻ), The Times, Jan 11.

http://www.eoht.info/page/Erasto+Mpemba

BilimX, yaklaşık 2 senedir ürettiği 120'den fazla bilimsel makaleyi revize ediyor. Şu anda yazıların %30'u revize edilip yayınlandı. Kasım ayında tamamı bitirilip bilimseverlere sunulacaktır.  İyi Okumalar!