Gökyüzünün Anlattıkları

İnsanoğlunun üzerinde kubbe gibi duran gökyüzü, binlerce yıldır pek çok erkeğin ve kadının kulağına bir şeyler fısıldamaktadır. Denizcilere alacağı yolu göstermekte, eski falcılara gelecekten bilgi kaçırmaktadır. Ama gökyüzü her daim insanla arasına mesafe koymuş gibidir. Kimse onu tam anlamıyla çözememiştir. Buna rağmen insanoğlu daima ona yaklaşmak istemiştir. Pek çok dinin tapınakları yüksek yerlere kurulmuş ve gökyüzüne yaklaşmak gibi arkaik dönemlerden gelen inanışları sürdürmekte ısrarcı olmuşlardır.

Gökyüzü, pek çok inanışın mitlerinde izler taşımaktadır. Tarih boyunca pek çok inanışta yer – gök ikililiği vardır. Bu ikililik hem zıtlığı hem de uyumu temsil eder.

Yer kadındır, doğurgandır. Bereket verir. Toprak Ana’dır, Gaia’dır. Pek çok dilde “Dünya” kelimesinin kökenidir. İngilizce’ de “Earth”tür, Fransızca’ da “Terre”dir. Türkçe’ de “Dünya” kelimesi de köken olarak bu anlama gelmektedir. Yeryüzü kelimesi de yine keza bu yöndedir. Dünya’nın evrenin merkezinde olmadığı ve Güneş’in etrafında döndüğü kanıtlandıktan sonra dahi dildeki terimler varlığını sürdürmüştür. O dönemin kitaplarında “Yer”in Güneş etrafında döndüğü gibi ifadelerle karşılaşmak mümkündür.

Gök ise erkektir, hiddetlidir, fırtınalar verir. Fakat bir o kadar da hayat vericidir. Yağmur yağdırır, toprağa can verir. Bitkileri bitirir. Gök Uranüs’tür, Zeus’tur, Gök Tanrı’dır. Pek çok mitolojide tanrıların ikamet ettiği yerdir, cennettir. Babil ve Yunan gibi pek çok mitolojide var olmuş her şey gök ile yerin evliliğiyle mevcuttur.

Gökyüzünde çıplak gözle görülebilen yedi parlak cisim vardır: Güneş, Ay, Mars, Merkür, Jüpiter, Venüs ve Satürn. Bu yüzden de özellikle Latin kökenli dillerde haftanın yedi günü bu gök cisimlerinin isimleriyle anılır. Örneğin Fransızca’ da Pazar günü hariç bütün günler buradan gelmektedir. İngilizce’de ise “Sunday, Monday, Saturday” gibi örnekler kalmıştır.

Pek çok inanışta “gök” kavramlarıyla derinden ilişkiler vardır. “Gökler henüz gök olarak adlandırılmadan önce…” diye başlar Babil’in yaradılış hikayesi. Hindu inancında Ganj Nehri’nin gökte aktığı fakat sonradan Brahma tarafından yeryüzüne gönderildiği anlatılır.

Kuyrukluyıldızlar da gökyüzünün, modern gökbilimle tanışmamış insanlara oynadığı bir oyun gibidir. Onlara çeşitli haberler vermektedir. Hatta Çin’de kuyrukluyıldızlar kuyruk sayılarına göre bile sınıflandırılmıştır. Ayrıca pek çok dilde de “felaket” sözcüğü yıldız anlamındaki kelimelerden türemiştir.

Gökyüzü sadece eski insanlara mistik şeyler anlatan bir kişi değildir. O her devirde insanlara bir şeyler fısıldamaya devam etmiştir. Kopernik, Galilei, Kepler, William Herschel fısıldaşmaların en çok yaşandığı insanlardandır. Gökyüzü sonunda bize kendinin yerin üzerindeki bir kubbe olmadığı, aslında uçsuz bucaksız bir uzay olduğu sırrını vermiştir.

İlginçtir ki gökyüzü, tarihi olaylara da ışık tutmaktadır. Herodot, kitabında Medler ve Lidyalılar arasında 6. yüzyılda yaşanmış bir savaştan söz etmektedir. Fakat tam da savaş esnasında bir Güneş tutulması olmuştur. Tanrıların savaşmalarını istemediğini düşünen Medler ve Lidyalılar savaşmayı bırakmışlardır. Böylelikle gökyüzü onlara barışı getirmiştir. Günümüzde gökbilimciler geçmişe yönelik güneş tutulmalarının hesaplarını yaparak savaşın tarihini “28 Mayıs 585 MS” olarak belirlemişlerdir. Bu savaş, tarihini kesin bildiğimiz ilk olaydır.

Gökyüzü tarih boyunca her insana farklı şeyler fısıldamıştır. Kimi bunu mitlere dönüştürmüş, kimi kaşiflik duyusunu kuvvetlendirmiş kimi de duymazlıktan gelmiştir. İşte şu kısa ömrümüzde bize sorulması gereken en büyük sorulardan biri de gökyüzünün bize anlattıklarını nasıl değerlendirdiğimiz olmalıdır.

İlgili Makaleler

Başlık

Açıklama