Uyuttular, Uyandık, Kalkacağız!

 

 

Kuruluşumuz olan 1923’ten bu yana operasyonel güç anlamında sıkıntı çekmemizin nedenlerinden biri olan ve her seferinde karşımıza bir baş ağrısı olarak çıkan savunma sanayimizin tarihçesini bu yazımızda elimizden geldiğince inceleyeceğiz.

 1453'de dönemin en güçlü silahlarını icat ederek aşılmaz denilen Konstantinopolis surlarını delik deşik eden bir ecdada sahipken 1964 senesinde Kıbrıs’a bir çıkarma dahi yapamayan bir ülke haline nasıl geldik?
Dünyadaki en köklü devletlerden biri olmamıza rağmen ve sığınan değil sığınılan bir devletken, bundan 69 yıl önce kurulmuş olan baş belası İsrail devletine silah için, mermiler için, teknoloji için el açacak duruma geldik. Ancak zararın neresinden dönersek kârdır diyerek yazımıza öncelikle savunma sanayimizin tarihçesini anlatarak başlıyorum.

Öncelikle ecdadımız Osmanlı savunma sanayisinde gösterdiği başarı sayesinde cihana hükmetmiştir (örnek olarak Preveze deniz savaşına bakabilirsiniz) ve devletimizde ilk olarak Tophane-i Hümayun'da top üretimi yapılmıştır. Burada bir defada 1060 top dökümü ve ayda 360 kg barut üretimi yapılmaktaydı. Ecdadımızın savunma sanayisinin gücünü İnebahtı savaşından sonra tamamen yok olan donanmanın 5 ayda 400 gemi yaparak tekrardan onarılması da göstermektedir. Ancak 18. yüzyıldan itibaren Avrupa’daki teknolojik gelişmelerden geri kalındığından dolayı çok büyük bir gerileme gösteren savunma sanayisi bize savaşlarda ağır bedeller ödetmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında maalesef bir savaştan çıkıldığından dolayı yeterli bir altyapı alınamamış ve bu alanda faaliyetler 1-2 üretim tesisi ile sınırlı kalmıştır.

Türkiye’de ilk özel sektör savunma sanayisi 1925 yılında Şakir Zümre tarafından İstanbul Haliç'te açılmıştır. Ancak en dikkat çekicisi ise çoğumuzun sohbetlerine de konu olan Nuri Demirağ’ın fabrikasıdır. 1940 yılında uçak fabrikası kuran Nuri Demirağ burada gerçekten önemli işler yapmıştır. NUD-36 eğitim uçağından 24 adet üretmiş ve 1944 yılında da NUD-38 yani 6 kişilik bir yolcu uçağı üretmiştir. Ancak her zaman olduğu gibi yeniden devreye giren küresel güçler, bu girişimleri durdurmak için 2. Dünya Savaşı'nda ve sonrasında İngilizler ve Amerikalılar tarafından sağlanan yardımlar ile NATO’ya girişten sonra artan askeri yardımlar bizim bu alanda duraksamamıza ve bu işleri bırakmamıza neden olmuştur. Türkiye’nin dışa bağımlı olarak kalmasını ve yeniden şahlanmasını önlemek için ABD 95 milyar dolarlık savaş malzemesi vermiştir. Tabii ki de ordumuzun güçlenmesine yardımcı olmuştur fakat bizim rahatlamamızı ve bir şey üretme şevkimizi kırmış, maddi olarak da bu savaş malzemelerinin bakımı için yıllık 400 milyon TL harcanmıştır.

15 Mart 1950 yılında MKEK bünyesine alınan fabrikalar milli bütçeye yük olmaya başlamıştır. Bunun nedeni ise üretimin olmaması ve sipariş alınmamasıdır.

Ayrı bir olay olarak aktaracak olursak da, THK-5A hafif makineli uçağın üretimini gerçekleştiren ve söz konusu uçağın ambulans versiyonunu Danimarka’ya ihraç eden Türk Hava Kurumu MKEK’e devredilmiş ve 1968 yılında tekstil fabrikasına dönüştürülmüştür. Bu da şunu gösterir ki bizi yönetenler büyük bir akıl tutulması içerisindeydiler.

Türkiye için dönüm noktası Kıbrıs sorunundan dolayı 1974'de yapılan şanlı operasyondan sonra ahlaksızca bize ambargo uygulayanlara karşı adeta bir nazire yaparak ASELSAN, HAVELSAN ve ASPİLSAN gibi devlet sermayesine bağlı kurumlar kurulmuştur. Ancak 1940'lardan itibaren giderek çöken savunma sanayisinin açığını kapatmak pek de mümkün olmamıştır.

Ülkemizde şu anda faaliyet gösteren en önemli sanayi şirketlerimiz şu şekildedir:

  • ASELSAN
  • TAI MKEK
  • OTOKAR
  • TEI
  • FNSS
  • HAVELSAN
  • STM
  • ROKETSAN
  • NUROL MAKİNA

Bu yazımızda az da olsa savunma sanayimizin gelişiminden bahsettik. İnşallah bir sonraki yazımızda bu şirketlerimizin Hava, Kara, Deniz Kuvvetlerimize yapılan ve envanterlerine katılan veya katılacak olan silahlarımızı, araçlarımızı inceleme altına alacağız. Allah’a emanet olun.

Yunus Emre YENİDERE


KAYNAKÇA: Savunma Sanayii Müsteşarlığı

İlgili Makaleler

Başlık

Açıklama